
2026 Ankara NATO Zirvesi, Türkiye açısından yalnızca diplomatik bir toplantı değil; savunma sanayii, dış finansman algısı, jeopolitik risk primi, enerji güvenliği ve Batı ile ekonomik ilişkiler bakımından önemli bir eşik olarak okunmalıdır. Zirvenin ana ekseni, NATO’nun 2025 Lahey Zirvesi’nde kabul ettiği savunma harcamalarını 2035’e kadar GSYH’nin %5’ine çıkarma hedefinin uygulamaya geçirilmesidir. Bu hedefin %3,5’i doğrudan savunma harcamalarına, %1,5’i ise siber güvenlik, altyapı ve savunma bağlantılı alanlara ayrılacaktır. (NATO)
Türkiye ekonomisi açısından ilk etki, savunma sanayiinde oluşacak yeni talep kanalıdır. NATO, Ankara Zirvesi’nde savunma üretimi, ortak tedarik, mühimmat kapasitesi, hava savunması, insansız sistemler ve lojistik kabiliyetleri öne çıkarmaktadır. NATO’nun resmi gündeminde savunma yatırımı, savunma sanayii ve Ukrayna’ya uzun vadeli destek üç ana başlık olarak yer almaktadır. (NATO) Bu durum Türkiye için ASELSAN, TUSAŞ, Roketsan, Baykar, FNSS, Otokar, Havelsan gibi şirketler üzerinden ihracat, ortak üretim ve teknoloji transferi imkânı doğurabilir.
Zirvede “daha fazla harcama değil, doğru kabiliyetlere harcama” vurgusu Türkiye açısından kritiktir. Çünkü Türkiye’nin savunma sanayii yalnızca montaj değil; İHA/SİHA, zırhlı araç, mühimmat, elektronik harp, radar, yazılım ve deniz platformları gibi NATO’nun açık verdiği alanlarda üretim kapasitesine sahiptir. Atlantic Council analizine göre Türkiye, ileri savunma sanayiine sahip olmasına rağmen bazı AB savunma fonları ve ortak tedarik mekanizmalarının dışında kalmaktadır; bu dışlanmanın aşılması Türkiye’nin NATO içindeki ekonomik ağırlığını artırabilir. (Atlantic Council)
İkinci önemli başlık, Trump’ın Türkiye’ye yönelik CAATSA yaptırımlarını kaldıracağını ve F-35 satışını değerlendireceğini söylemesidir. Reuters’a göre Trump, Ankara’da Erdoğan ile görüşmesi öncesinde “yaptırımları kaldıracağız” demiş; ayrıca F-35 konusunda karar verileceğini ve ticaretin de görüşüleceğini belirtmiştir. (Reuters) Bu açıklama Türkiye ekonomisi açısından üç kanaldan önemli; Birincisi, ABD ile savunma ilişkilerindeki normalleşme risk primini düşürebilir. İkincisi, F-35 programına dönüş ihtimali Türk savunma tedarik zincirini yeniden canlandırabilir. Üçüncüsü, yaptırım riskinin azalması yabancı yatırımcı algısında pozitif etki yaratabilir.
Ancak bu etkinin otomatik ve sınırsız olacağı düşünülmemelidir. F-35 satışı hâlâ hukuki ve Kongre kaynaklı engellere bağlıdır. Dolayısıyla kısa vadede piyasa etkisi daha çok beklenti ve algı üzerinden olur; kalıcı etki ise yaptırımların gerçekten kaldırılması, somut anlaşmaların imzalanması ve Türkiye’nin Batı savunma tedarik zincirine yeniden entegrasyonu ile ortaya çıkar.
Üçüncü etki, NATO’nun Ankara’da duyurduğu büyük savunma anlaşmalarıdır. Reuters, zirvede on milyarlarca dolarlık silah ve savunma anlaşmalarının açıklandığını; bir NATO yetkilisine göre bu anlaşmaların en az 50 milyar dolar düzeyinde olduğunu aktarmıştır. (Reuters) Ayrıca İngiltere öncülüğünde 12 Avrupa ülkesinin uzun menzilli hassas silah sistemleri için 10 yılda 50 milyar dolardan fazla harcama yapacağı açıklanmıştır. (Reuters) Bu tür kararlar Türkiye için doğrudan bütçe geliri değil, fakat savunma ihracatı, yan sanayi, mühendislik istihdamı ve döviz kazandırıcı faaliyetler açısından fırsattır.
Dördüncü başlık A400M stratejik hava nakliye filosudur. NATO Genel Sekreteri Mark Rutte, Ankara Zirvesi kapsamında NATO’nun Airbus A400M uçaklarından oluşan stratejik hava nakliye filosu kuracağını ve A330 MRTT tanker filosunu büyüteceğini açıklamıştır. Türkiye’nin de A400M ortak havuzunda yer alacak ülkeler arasında sayılması, Türkiye’nin lojistik ve askeri havacılık ekosistemindeki konumunu güçlendirebilir. (Reuters) Bu karar, TUSAŞ başta olmak üzere havacılık bakım, modernizasyon, parça üretimi ve mühendislik kapasitesi açısından ekonomik değer yaratabilir.
Beşinci etki, Ukrayna’ya desteğin sürdürülmesi üzerinden okunmalıdır. NATO, Ankara gündeminde Ukrayna’nın savunma ihtiyaçlarının karşılanmasını ve askeri yardımın uzun vadede sürdürülebilir olmasını vurgulamaktadır. (NATO) Türkiye için bu başlık iki yönlüdür: Bir yandan Karadeniz güvenliği, tahıl koridoru, deniz ticareti ve enerji hatları açısından istikrar sağlayıcıdır. Diğer yandan Türkiye’nin Ukrayna ile savunma sanayii iş birlikleri, motor, İHA, mühimmat ve deniz platformları alanında yeni ekonomik fırsatlar doğurabilir.
Altıncı başlık, zirvede yapılan “savunma sanayii devrimi” çağrısıdır. Rutte’nin “zaman lüksümüz yok” ve “makinelerin uğultusu kükremeye dönüşmeli” şeklindeki mesajı, NATO’nun artık savunma üretimini sadece güvenlik değil, sanayi politikası olarak gördüğünü göstermektedir. (Reuters) Türkiye açısından bu, savunma sanayiinin uzun vadeli büyüme hikâyesini destekler. Savunma sanayii ihracatının artması cari açığı azaltıcı, yüksek teknoloji üretimini artırıcı ve nitelikli istihdam yaratıcı etki yapabilir.
Yedinci başlık, güney kanat ve enerji güvenliğidir. Türkiye, NATO’nun yalnızca Rusya-Ukrayna hattına değil; Orta Doğu, İran, Irak, Suriye, Kızıldeniz, Doğu Akdeniz ve enerji geçiş yollarına da odaklanmasını istemektedir. Atlantic Council analizine göre Hürmüz Boğazı küresel petrol arzının yaklaşık beşte birinin geçtiği kritik bir güzergâhtır ve bölgedeki gerilim enerji fiyatlarını etkileyebilmektedir. (Atlantic Council) Türkiye enerji ithalatçısı bir ülke olduğu için bu başlık doğrudan enflasyon, cari açık ve kur üzerinde etkilidir. NATO’nun güney kanatta daha fazla güvenlik üretmesi Türkiye’nin enerji maliyetlerini dolaylı olarak azaltabilir.
Sekizinci etki, Türkiye’nin ülke risk primi ve diplomatik görünürlüğüdür. Zirvenin Ankara’da yapılması, Türkiye’nin NATO içindeki stratejik ağırlığını gösterir. Bu durum tek başına CDS’i düşürmez veya kuru güçlendirmez; ancak Batı ile ilişkilerde normalleşme algısı, yaptırım riskinin azalması ve savunma sanayii iş birliklerinin artması yabancı yatırımcıların Türkiye’ye bakışını iyileştirebilir. Özellikle portföy yatırımları açısından siyasi risk algısı önemlidir.
Dokuzuncu başlık, bütçe dengesi üzerindedir. NATO’nun %5 savunma ve güvenlik hedefi Türkiye için hem fırsat hem maliyet anlamına gelir. Türkiye savunma sanayiinde üretici olduğu için harcamanın bir bölümü yerli sanayiye dönebilir. Fakat savunma harcamalarının bütçe içindeki payı artarsa, sosyal harcamalar, altyapı, eğitim veya mali disiplin üzerinde baskı oluşabilir. Bu nedenle ekonomik fayda, harcamanın ne kadarının ithal sistemlere değil yerli üretime yönlendirileceğine bağlıdır.
Sonuç olarak Ankara NATO Zirvesi’nin Türkiye ekonomisine etkisi tek cümleyle “savunma sanayii üzerinden pozitif, bütçe ve jeopolitik riskler üzerinden dikkatle yönetilmesi gereken karma bir etki” olarak özetlenebilir. En güçlü pozitif kanal savunma sanayii ihracatı, ortak üretim ve ABD ile yaptırım riskinin azalmasıdır. En önemli risk ise savunma harcamalarının bütçe disiplini üzerindeki yükü ve bölgesel gerilimlerin enerji fiyatları üzerinden Türkiye’ye yansımasıdır.
Bu nedenle zirvede alınan her karar ve yapılan her açıklama Türkiye ekonomisi için şu soruya bağlanmaktadır: Türkiye bu yeni NATO savunma mimarisinde yalnızca harcama yapan bir ülke mi olacak, yoksa üretim, ihracat, teknoloji ve diplomatik ağırlık kazanan merkez ülkelerden biri mi? Ankara Zirvesi’nin Türkiye ekonomisi açısından gerçek değeri bu sorunun cevabında yatmaktadır.
Muhammed Yenice

