Haziran ayı Para Politikası Kurulu (PPK) toplantısı öncesinde gözler bir kez daha Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın açıklayacağı faiz kararına çevrilmiş durumda. Piyasanın genel beklentisi politika faizinin mevcut seviyesinde korunacağı yönünde olsa da, bu toplantının önemi yalnızca açıklanacak faiz oranıyla sınırlı değil. Karar metninde verilecek mesajlar, yılın geri kalanına ilişkin beklentilerin şekillenmesinde belirleyici rol oynayacak.
Ekonominin karşı karşıya olduğu tablo oldukça karmaşık. Bir tarafta enflasyonla mücadele sürerken diğer tarafta büyüme, istihdam, finansal istikrar ve küresel riskler arasında hassas bir denge kurulmaya çalışılıyor. Bu nedenle TCMB’nin önünde kolay bir tercih bulunmuyor.
Faiz Beklentileri Nasıl Şekilleniyor?
PPK toplantısı öncesinde piyasalarda ağırlıklı beklenti politika faizinin sabit bırakılması yönünde oluşmuş durumda. Son aylarda uygulanan sıkı para politikası sayesinde enflasyonda kademeli bir yavaşlama görülse de, fiyatlama davranışlarında istenilen düzeyde kalıcı iyileşme henüz sağlanabilmiş değil.
Özellikle hizmet enflasyonundaki katılık, kira fiyatları ve bazı temel harcama kalemlerinde devam eden yüksek artışlar Merkez Bankası’nın temkinli duruşunu korumasına neden oluyor. Bu nedenle piyasalar artık yalnızca faiz kararına değil, karar metninde kullanılacak ifadelere de odaklanıyor.
Çünkü yatırımcılar için asıl soru “Faiz değişecek mi?” sorusundan çok “Faiz indirimleri ne zaman başlayacak?” sorusuna dönüşmüş durumda.
Öte yandan bazı finans kuruluşları oranların 300 baz puana kadar yükselebileceğini öngörüyor. Her zaman hatırlatmakta fayda var; bu bir karar ve her sonuca gebedir. Biz sadece öncesini ve sonrasını yorumlayabiliriz.
Enflasyon Cephesinde Mücadele Sürüyor
Enflasyonla mücadele ekonomi yönetiminin en önemli gündem maddesi olmaya devam ediyor. Son açıklanan veriler yıllık enflasyonda gerilemeye işaret etse de, günlük hayatın içerisinde hissedilen fiyat baskıları vatandaş açısından halen güçlü şekilde hissediliyor.
Özellikle hizmet sektöründe fiyatların aşağı yönlü esnekliğinin düşük olması, enflasyonun hedeflenen seviyelere ulaşmasını zorlaştırıyor. Bunun yanında beklenti yönetimi de kritik önem taşıyor. Çünkü enflasyonla mücadelede yalnızca mevcut fiyat artışları değil, geleceğe ilişkin beklentiler de belirleyici oluyor.
Bu nedenle TCMB’nin faiz kararından çok enflasyona ilişkin vereceği mesajlar piyasalar tarafından dikkatle takip edilecek.
Küresel Gelişmeler ve Savaş Riski
Haziran ayı toplantısını önceki toplantılardan ayıran unsurlardan biri de küresel belirsizliklerde yaşanan artış.
Özellikle Orta Doğu’da devam eden gerilimler enerji fiyatları üzerinde yukarı yönlü risk oluşturuyor. Petrol fiyatlarında yaşanabilecek olası yükselişler, enerji ithalatçısı ülkeler açısından hem cari açık hem de enflasyon tarafında yeni baskılar yaratabilir.
Türkiye ekonomisi açısından enerji fiyatları enflasyon görünümünü doğrudan etkileyen faktörlerin başında geliyor. Bu nedenle bölgedeki jeopolitik gelişmeler yalnızca dış politika açısından değil, para politikası açısından da yakından takip ediliyor.
Bunun yanında küresel merkez bankalarının faiz politikaları da önemini koruyor. Özellikle ABD Merkez Bankası’nın faiz indirimlerinde beklenenden daha temkinli hareket etmesi, gelişmekte olan ülkelere yönelik sermaye akımlarını etkileyen önemli faktörlerden biri olmaya devam ediyor.
İç Siyaset ve Ekonomi Yönetimi
Türkiye’de son iki yılda ekonomi yönetiminde daha öngörülebilir ve piyasa dostu bir yaklaşım benimsenmeye çalışılıyor. Bu durum özellikle yabancı yatırımcıların yakından takip ettiği başlıklar arasında yer alıyor.
Bugün gelinen noktada piyasalar siyasi söylemlerden çok ekonomi politikalarının sürdürülebilirliğine odaklanmış durumda. Rezervlerin seyri, enflasyon görünümü, cari denge ve para politikasındaki kararlılık yatırımcıların temel gündem maddelerini oluşturuyor.
Bu nedenle Haziran ayı PPK toplantısı yalnızca bugünün değil, yılın geri kalanının da yol haritası açısından önem taşıyor.
Kendi Değerlendirmem
Kendi değerlendirmeme göre para politikasında son dönemde gereğinden fazla temkinli davranıldı. Enflasyondaki düşüş eğiliminin daha belirgin olduğu dönemlerde daha cesur faiz indirimleri gerçekleştirilebilirdi.
Bugün politika faizinin %37 seviyesinde olduğu bir ortamda dahi döviz piyasasında istikrarın korunabilmesi için önemli ölçüde rezerv kullanıldığı görülüyor. Bu noktada aklıma şu soru geliyor: Faiz %37 yerine %36 olsaydı gerçekten ne değişecekti?
Elbette para politikası yalnızca 100 baz puanlık farklarla değerlendirilemez. Ancak zamanlama da en az faiz seviyesi kadar önemlidir. Bana göre daha uygun koşulların bulunduğu dönemlerde atılabilecek adımların ertelenmesi, bugün ekonomi yönetiminin hareket alanını bir miktar daraltmış durumda.
Bu görüş herkes tarafından paylaşılmayabilir. Ancak ekonomide bazen alınan kararlar kadar alınmayan kararların da maliyeti olur. Bugün yaşanan rezerv tartışmalarını değerlendirirken bu noktayı göz ardı etmemek gerektiğini düşünüyorum.
Sonuç
Haziran ayı PPK toplantısı yalnızca bir faiz kararı olarak görülmemeli. Enflasyonla mücadele, küresel jeopolitik riskler, enerji fiyatları, büyüme görünümü ve finansal istikrar gibi birçok başlık aynı anda değerlendiriliyor.
Piyasanın temel beklentisi faizlerin sabit tutulması yönünde olsa da, karar metninde yer alacak ifadeler en az faiz oranı kadar önemli olacak. Çünkü yatırımcılar artık bugünün faiz seviyesinden çok, yarının para politikasına ilişkin sinyalleri satın alıyor.
Bu nedenle 11 Haziran’da açıklanacak karar, yalnızca Haziran ayının değil, yılın geri kalanına ilişkin beklentilerin de şekillenmesinde önemli bir dönüm noktası olabilir.
Muhammed Yenice

