
Brent petrol savaş riskleri ile birlikte hızla yükselmeye devam ediyor. Ben yazımı hazırlarken fiyat 113$ seviyesinde. Bunun temel nedeni oldukça açık; Dünya petrol rezervlerinin ve sevkiyat yollarının önemli bir kısmı Orta Doğu’da bulunuyor. Bölgedeki her askeri gelişme, enerji piyasasında anında risk primi yaratıyor.
Ancak bugün petrol fiyatlarını yukarı taşıyan tek faktör savaş değil. Aynı zamanda İran’da ortaya çıkan liderlik meselesi de bölgedeki belirsizliği büyütüyor.
İran’ın uzun yıllardır dini lideri olan Ali Hamaney’in ardından yerine geçebilecek isimler tartışılırken en çok konuşulan isimlerden biri oğlu Mojtaba Hamaney. İran içinde bazı çevrelerin Mojtaba Hamaney’i yeni lider olarak ilan etmesi, ülkede yönetimin daha sert ve ideolojik bir çizgiye kayabileceği yorumlarını da beraberinde getirdi.
ABD tarafında ise bu ihtimale oldukça sert bir yaklaşım var. Donald Trump daha önce yaptığı açıklamalarda Mojtaba Hamaney’i zayıf bir figür olarak nitelendirmiş ve İran’ın geleceği konusunda Washington’un bu tür bir liderliği kabul etmeyeceğini ima etmişti. Bu açıklamalar aslında ABD ile İran arasında diplomatik bir uzlaşının kısa vadede oldukça zor olduğunu gösteriyor.
Tam da bu noktada enerji piyasaları devreye giriyor.
Jeopolitik riskler arttıkça petrol fiyatı sadece arz ve talebe göre değil, aynı zamanda savaş ihtimaline göre fiyatlanıyor. Bu nedenle bugün petrol piyasasında üç farklı senaryo konuşuluyor.
Eğer gerilim bu seviyede kalır ve enerji altyapısında ciddi bir hasar oluşmazsa Brent petrolün 90-100 dolar bandında dengelenmesi mümkün.
Ancak savaşın genişlemesi ve İran’ın enerji ihracatının hedef alınması durumunda petrol fiyatlarının 110-130 dolar bandına çıkması oldukça olası görülüyor.
Daha riskli senaryo ise Hürmüz Boğazı çevresinde yaşanan krizin ilerlemesi. Dünya petrol ticaretinin yaklaşık beşte biri bu dar geçitten yapılıyor. Böyle bir kesintinin devamı halinde petrol fiyatlarının 150 dolara yaklaşması bile sürpriz olmaz.
Bu gelişmelerin Türkiye açısından anlamı ise oldukça önemli. Türkiye enerji ithalatçısı bir ekonomi olduğu için petrol fiyatındaki her yükseliş doğrudan enflasyon ve cari açık üzerinde baskı yaratıyor. Yapılan hesaplamalara göre petroldeki 10 dolarlık artış, Türkiye’de enflasyonu yaklaşık 1 puan yukarı çekebiliyor.
Bu nedenle Brent petrolün:
90 dolar civarında kalması enflasyon üzerindeki etkiyi sınırlı tutar 110 dolar seviyesine çıkması Türkiye’de enflasyona yaklaşık 2-3 puan ek baskı yaratabilir 130 dolar ve üzeri senaryosunda ise enerji maliyetleri üzerinden enflasyonun 3-5 puan daha yüksek gerçekleşmesi mümkün olabilir.
Hesaplamanın netleşmesi açısından;
Brent petroldeki artışın Türkiye enflasyonuna etkisi teorik değil, oldukça somut bir kanaldan çalışıyor. Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın 2025 tarihli analizine göre, ham petrol fiyatında yüzde 10’luk bir artış tüketici enflasyonunu nihai olarak yaklaşık 1 puan artırıyor; etkinin yaklaşık yarısı ilk çeyrekte, yaklaşık 0,8 puanı ise bir yıl sonunda görülüyor.
Bunu basit bir hesapla anlatmak mümkün:
Diyelim ki Brent petrol 80 dolardan 100 dolara çıktı.
Bu, yaklaşık yüzde 25 artış demektir.
Kabaca TCMB katsayısını uygularsak:
Petrol etkisi ≈ 25% / 10% × 1 puan = 2,5 puan
Yani başka her şey sabit kalsa bile, Brent’in 80 dolardan 100 dolara çıkması Türkiye’de yıllık TÜFE üzerinde orta vadede yaklaşık 2,5 puanlık ek baskı yaratabilir. Bu etki tek kalemde gelmez; akaryakıt, taşımacılık, üretim maliyetleri, elektrik-doğalgaz ayarlamaları ve kur geçişkenliği üzerinden kademeli yayılır.
Üstelik Türkiye açısından mesele yalnızca petrolün dolar fiyatı değildir. Çünkü Türkiye enerji ithalatçısı bir ekonomidir; petrol yükselirken aynı anda TL değer kaybederse, içeriye yansıyan maliyet daha da büyür. TCMB çalışmalarında döviz kurunun tüketici fiyatlarına geçişkenliğinin sektörlere göre ciddi biçimde değiştiği, bazı alanlarda çok daha güçlü hissedildiği vurgulanıyor.
Dolayısıyla kaba denklem şudur:
Türkiye’de enflasyon baskısı = petrol fiyat artışı + kur etkisi + enerji/ulaştırma maliyetlerinin yayılımı
Burada kritik nokta şu: Bu hesap “doğrudan ve tek başına” etkiyi anlatır. Gerçekte Türkiye’de akaryakıt ve enerji kalemlerinin TÜFE içindeki ağırlığına ek olarak, ulaştırma ve konut/enerji grupları üzerinden ikinci tur etkiler oluşur. TÜİK’in 2026 TÜFE sepetinde konut, su, elektrik, gaz ve diğer yakıtlar ana grubunun ağırlığı %11,4 seviyesindedir; enerji maliyetlerinin sadece pompada kalmayıp sepetin geniş kısmına yayılmasının nedeni de budur.
Bu yüzden Brent’teki sert yükseliş Türkiye için sadece enerji haberi değildir; aynı zamanda enflasyon, cari açık, kur ve faiz patikası haberidir. Eğer Orta Doğu gerilimi uzar ve petrol yüksek kalırsa, Türkiye’de dezenflasyon süreci de mekanik olarak zorlaşır. TCMB’nin son Enflasyon Raporu bilgilendirmesinde petrol fiyatı varsayımı 2026 için 62 dolar civarında yer alıyor; gerçekleşme bunun belirgin üzerine çıkacaktır, bu baz senaryoya göre yukarı yönlü risk anlamına gelir.
Dolayısıyla bugün petrol fiyatlarına bakmak aslında sadece enerji piyasasını değil, savaşın süresini, küresel enflasyonu ve gelişmekte olan ülkelerin para birimlerini okumak anlamına geliyor..
Muhammed Yenice

