
Son dönemde birçok uzman, Orta Doğu’daki gerilim nedeniyle altının sert sıçrayacağını ve borsaların ciddi şekilde çökeceğini öngörüyordu. Ancak piyasa hareketleri beklendiği kadar ekstrem olmadı. Bunun temel nedeni, finansal piyasaların olaylara duygusal değil, beklenti ve olasılık üzerinden tepki vermesidir.
Öncelikle altın tarafına bakalım. Altın klasik olarak “güvenli liman”dır ve savaş, kriz, belirsizlik dönemlerinde talep görür. Ancak son gerilim yeni ve ani bir sürpriz değildi; haftalardır tansiyon yükseliyordu. Piyasalar riskleri genelde gerçekleşmeden önce fiyatlar. Yani savaş ihtimali büyük ölçüde önceden satın alındı. Gerçekleştiğinde ise “beklenti fiyatlaması” tamamlandığı için ekstra bir patlama yaşanmadı. Buna ek olarak ABD’de faizlerin hâlâ yüksek seyretmesi ve doların güçlü kalması altının yukarı yönünü sınırladı. Çünkü altın faiz getirmez; yatırımcı yüksek getirili tahvile geçebiliyorsa altına tam yüklenmez. Yani jeopolitik risk altını yukarı iterken, yüksek reel faizler onu aşağı çeken bir denge unsuru oluşturdu.
Borsalar tarafında da benzer bir durum var. Büyük düşüşler genellikle sistemik krizlerde olur: bankacılık krizi, küresel resesyon, finansal sistemin donması gibi. Mevcut tabloda ise risk bölgesel ve kontrollü algılanıyor. Petrol arzı tamamen kesilmiş değil, küresel ticaret durmuş değil, bankacılık sistemi sağlam. Bu nedenle yatırımcılar panik satışına geçmedi. Ayrıca küresel fonlar portföylerini anında boşaltmaz; riskleri hedge eder, sektör rotasyonu yapar, savunma ve enerji hisselerine kayar. Endeksler düşebilir ama “çöküş” yaşanmaz.
Bir diğer önemli unsur da likidite. Küresel sistemde hâlâ ciddi miktarda para var. Büyük düşüşlerde merkez bankalarının müdahale edeceğine dair güçlü bir inanç bulunuyor. Bu beklenti bile piyasada bir güven tabanı oluşturuyor. Yani yatırımcı “tam çöküş” senaryosuna kolay kolay fiyat vermiyor.
Özetle altın beklenen kadar yükselmedi çünkü risk önceden fiyatlandı, dolar ve faizler güçlü kaldı ve küresel sistemik kriz oluşmadı. Borsalar da tahmin edildiği kadar düşmedi çünkü panik gerektirecek finansal çöküş koşulları oluşmadı, risk bölgesel kaldı ve likidite sistemi ayakta tutuyor.
Tabi burada Türkiye özelinde ekonomi yönetiminin davranışsal etkisini göz ardı edemeyiz. Merkez bankası, BDDK, Hazine ve Maliye Bakanlığı ile SPK’nın risk hesaplaması beklenen çöküşe engel oldu diyebiliriz. Aynı anda hem bankalar, hem piyasalar özelinde gerekli bariyer kuruldu. Piyasaya; “Sorun yok, riskin farkındayız ve gerektiğinde müdahale ederiz” aktarımını yaptı.
Gerçek kırılma ne zaman olur? Eğer çatışma küresel enerji arzını ciddi şekilde bozarsa, ABD faiz indirimi döngüsüne sert şekilde girerse ya da finansal sistemde güven sorunu oluşursa o zaman altın çok daha güçlü yukarı, borsalar ise çok daha sert aşağı hareket edebilir. Şu anki tablo ise “kontrollü risk fiyatlaması” olarak özetlenebilir.
Muhammed Yenice

