
Ortadoğu’da ABD, İsrail ve İran arasında süren sıcak çatışma Türkiye ekonomisi üzerinde doğrudan savaş maliyetinden çok enerji, piyasa algısı, dış denge ve enflasyon kanallarıyla ciddi ekonomik sonuçlar ortaya çıkarıyor. Türkiye’nin jeopolitik konumu, net enerji ithalatçısı olması ve döviz hassasiyeti bu etkileri güçlendiriyor.
1. Enerji Fiyatlarındaki Artış ve Türkiye’nin Enerji Bağımlılığı
Savaşın başladığı son dönemde Brent petrol fiyatları, bölgesel risklerin artmasıyla birlikte yaklaşık 73 $/varil seviyesine kadar yükseldi ve bu Haziran 2025’ten beri görülen en yüksek seviyeler arasında yer aldı. Bu yükseliş, petrol piyasalarında arz güvenliği endişesinin artmasıyla doğrudan bağlantılı.
Türkiye enerji tüketiminin yaklaşık %74’ünü dışarıdan ithal ediyor; bu oran ülke ekonomisinin dışa bağımlılığını gösteriyor. Dolayısıyla petrol fiyatlarındaki artış, enerji maliyetlerini doğrudan yükseltiyor. Buna örnek olarak, Aralık 2025’te Türkiye’nin toplam petrol ithalatı yıllık bazda %8,2 artarak 4,54 milyon tona ulaştı; ham petrol ithalatı ise yaklaşık %18 yükselerek 2,92 milyon ton oldu.
Enerji maliyetleri arttığında:
Cari açık baskısı büyür Üretim maliyetleri yükselir Tüketici fiyatlarına maliyet enflasyonu eklenir. Son yıllarda enerji ticaret açığı ülke gelirinin önemli bir kısmını oluşturuyor; 2022’de enerji ticaret açığı 81,1 milyar USD ile tarihsel bir zirve yaptı.
2. Döviz Kurları, Risk Algısı ve Finansal Baskı
Jeopolitik gerilim yükseldiğinde küresel yatırımcılar riskli varlıklardan çıkarak dolar, altın gibi güvenli limanlara yönelir. Türkiye dışarıdan finansman ve döviz ihtiyacı yüksek bir ekonomidir. 2025 itibarıyla toplam mal ithalatı 365,5 milyar USD civarındaydı ve bunun önemli bir kısmı enerji ürünleri.
Dolayısıyla savaşla artan risk algısı:
TL üzerinde değer kaybı baskısı yaratır Döviz kurlarındaki oynaklığı artırır Enflasyonist baskıyı daha da güçlendirir. Ayrıca belirsizlik, borsa ve finansal varlıklarda volatiliteyi artırarak yatırımcı güvenini zedeleyebilir.
3. Enflasyon Kanalı Üzerindeki Etki
Türkiye’de enerji ve akaryakıt fiyatı enflasyonun önemli bir bileşenini oluşturuyor. 2025 ortalaması itibarıyla yıllık enflasyon hedefleri %16–%28 tahminleri arasında gidip geliyor (resmi orta vadeli programda böyle hedeflemeler bulunuyor). Enerji fiyatları yukarı yönlü seyrettiğinde: Elektrik, nakliye ve üretim maliyetleri yukarı çıkar Tüketici fiyatları genel seviyesinde artış yaratır. Enerji fiyatının dış şokla artması, zaten hedeflenen düşüş trendinde olan enflasyon yolunu zorlaştırabilir.
4. Cari Denge ve Dış Finansman Baskısı
Türkiye’nin toplam ithalatı 2026 başı itibarıyla aylık bazda yaklaşık 30–35 milyar USD seviyesinde bulunuyor. Enerji ithalatı bunun önemli bir kısmını oluşturuyor. Enerji fiyatları yükseldiğinde cari açık büyür; bu da dış finansman ihtiyacını artırır ve TL üzerinde ek baskı yaratır.
5. Ticaret, Navlun ve Lojistik Maliyetleri
Savaş nedeniyle Hürmüz Boğazı gibi kritik enerji güzergahlarında belirsizlik yükseldiğinde navlun (deniz taşımacılığı ücretleri) ve sigorta primleri artar. Bu durum: İthalat–ihracat maliyetlerini artırır Ticaret hacimlerini baskılayabilir İç piyasa ve dış ticarette maliyet artışına yol açabilir.Bu maliyetler üretim ve tüketim zincirine yansır ve fiyat katmanına etki eder.
Mevcut çatışma Türkiye ekonomisini üç ana kanaldan etkiler:
Enerji maliyetleri artışı sebepli cari açık ve üretim maliyetleri yükselir. Döviz kuru baskısı ve risk algısı artışı sebepli enflasyon yükselir ve TL zayıflar. Ticaret maliyetleri ve navlun artışı sebepli dış ticaret koşulları zorlaşabilir.
Türkiye’nin güçlü olduğu ihracat sektörleri (otomotiv, makine, tekstil vb.) kısa vadede avantaj sağlayabilse de bu etki, enerji ve döviz kanalında oluşan güçlü makro baskıyı dengeleyecek kadar büyük değildir. Savaşın süresi, enerji arz güvenliği ve küresel ekonomik ortam, bu etkilerin sürekliliğini belirleyecek en önemli faktörlerdir.
Muhammed Yenice

