“Basel Kriterleri Işığında Konvansiyonel ve Katılım Bankacılığı: Aynı Regülasyon, Farklı Etkiler..”

Bankacılık sistemi, finansal krizlerin ekonomiye yayılmasında en kritik kanallardan biridir. Bu nedenle bankaların sermaye yapısı, risk alma iştahı ve likidite yönetimi, yalnızca bankalar için değil, tüm ekonomi için hayati öneme sahiptir. Bu çerçevede geliştirilen Basel kriterleri, küresel bankacılık sisteminde ortak bir disiplin oluşturmayı amaçlar.

Basel düzenlemeleri, iş modeli farklılığı gözetmeksizin hem konvansiyonel bankalar hem de katılım bankaları için bağlayıcıdır. Ancak faizli ve faizsiz bankacılık arasındaki yapısal farklar, Basel kriterlerinin bu iki banka türü üzerindeki etkisini önemli ölçüde farklılaştırmaktadır.

Basel Kriterlerinin Temel Amacı

Basel kriterleri, Bank for International Settlements (BIS) bünyesinde faaliyet gösteren Basel Bankacılık Denetim Komitesi tarafından oluşturulmuştur. Temel hedefler şunlardır:

Bankaların sermaye yeterliliğini güçlendirmek Aşırı risk alımını sınırlamak Likidite krizlerinin sistemik hale gelmesini önlemek Finansal piyasalarda güven ve istikrarı artırmak

Bu hedefler Basel I, II ve özellikle Basel III ile daha katı ve kapsamlı hale gelmiştir.

Konvansiyonel Bankalar Açısından Basel

Konvansiyonel bankalar için Basel kriterleri, görece doğal ve uyumlu bir çerçeve sunar. Bunun temel nedeni, Basel düzenlemelerinin büyük ölçüde faizli bankacılık sisteminin risk dinamikleri dikkate alınarak tasarlanmış olmasıdır.

Konvansiyonel bankalarda:

Krediler faiz geliri üzerinden fiyatlanır Riskler büyük ölçüde kredi riski ve piyasa riski şeklinde ölçülür Likidite yönetiminde devlet tahvilleri, repo ve para piyasası araçları etkin şekilde kullanılır

Bu yapı sayesinde:

LCR ve NSFR gibi likidite rasyoları daha kolay yönetilir Sermaye planlaması daha esnektir Basel kriterleri, kârlılığı sınırlasa da operasyonel modeli kökten zorlamaz

Sonuç olarak Basel, konvansiyonel bankalar için dengeleyici ama yönetilebilir bir regülasyon setidir.

Katılım Bankaları Açısından Basel

Katılım bankaları ise Basel kriterleriyle daha karmaşık bir ilişki içindedir. Faizsiz bankacılık prensipleri, Basel’in riskten kaçınma ve standartlaştırma yaklaşımıyla her zaman tam uyumlu değildir.

Katılım bankacılığının temel özellikleri:

Kâr-zarar ortaklığı esasına dayalı finansman Varlık ve ticaret temelli işlemler Faizli enstrümanların kullanılamaması

Bu yapı, Basel uygulamalarında bazı yapısal zorluklar doğurur.

Sermaye Yeterliliği

Mudaraba ve muşaraka gibi ortaklık bazlı ürünler, Basel çerçevesinde yüksek risk ağırlığına sahiptir. Bu durum:

Aynı aktif büyüklüğü için daha fazla sermaye ihtiyacı doğurur Katılım bankalarının sermaye maliyetini artırır

Likidite Yönetimi

Basel III’ün getirdiği LCR ve NSFR oranları, katılım bankaları açısından en zorlayıcı alanlardan biridir. Faizli likidite araçlarının kullanılamaması nedeniyle:

Likidite tamponları genellikle sukuk ile oluşturulur Piyasa derinliği sınırlı olduğu için likidite maliyeti yükselir Kârlılık üzerinde baskı oluşur

İş Modeli Üzerindeki Etki

Basel kriterleri, risk paylaşımını teşvik eden katılım bankacılığını fiilen:

Daha düşük riskli, Daha murabaha ağırlıklı, Daha ticari banka benzeri bir yapıya iter

Bu durum, teorik katılım bankacılığı modeli ile pratik uygulama arasında bir ayrışmaya yol açmaktadır.

Karşılaştırmalı Değerlendirme

Türkiye Perspektifi

Türkiye’de Basel kriterleri, Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu (BDDK) tarafından hem konvansiyonel hem de katılım bankaları için uygulanmaktadır. Katılım bankaları genellikle:

Daha yüksek sermaye oranlarıyla çalışmakta Daha kontrollü büyümeyi tercih etmekte Kamu sukukları aracılığıyla likidite yönetimini sağlamaktadır

Sonuç

Basel kriterleri, bankacılık sisteminin istikrarı açısından vazgeçilmezdir. Ancak bu düzenlemeler:

Konvansiyonel bankalar için dengeleyici bir çerçeve, Katılım bankaları için ise yapısal bir sınav niteliğindedir.

Katılım bankaları açısından Basel, finansal sağlamlığı artırırken aynı zamanda yenilik alanını daraltan ve iş modelini daha muhafazakâr hale getiren bir etki yaratmaktadır. Önümüzdeki dönemde, katılım bankacılığına özgü risk paylaşımını daha iyi yansıtan özel Basel uyarlamaları, sektörün sürdürülebilir büyümesi açısından kritik olacaktır.

Muhammed Yenice

Yorum bırakın