“Paranın Gerçek Değeri: İnanarak Taşıdığımız En Soyut Gerçek..”

Hakikate yaslanarak soralım:

Para dediğimiz şey gerçekten var mı, yani tüm değeri yansıtan banknotlar mı, yoksa sadece hepimizin üzerinde uzlaştığı kolektif bir hayal mi?

Ekonomide; Nominal değer ve reel değer vardır. Nominal değer, paranın üzerinde yazan miktardır. Reel değer ise o paranın hayatımıza dokunduğu yer: pazardaki meyve, ödenemeyen kira, alınamayan bir nefeslik rahatlık.

Klasik iktisat ekolü, parayı sadece değişim aracı (medium of exchange) olarak gördü.

Neo-klasikler ona hesap birimi (unit of account) dedi.

Keynes ise işi biraz daha derinleştirdi ve dedi ki:

“Hayır, para aynı zamanda bir değer saklama aracı (store of value) ve belirsizliğe karşı bir sığınaktır.”

Bugün geldiğimiz yerde para, artık sadece ekonomik bir araç değil; psikolojik, sosyolojik, hatta varoluşsal bir kavram. Çünkü para artık sadece harcanan bir şey değil; aynı zamanda hatırlanan, saklanan, gösterilen, temsil edilen bir şey. Parayı bazen bir cüzdanda değil, bir kimlikte taşıyoruz.

Resmî döviz rezervlerinde dikkatimi çeken bir şey var: International Monetary Fund’un COFER verilerine göre, 2025 Q1 itibarıyla ABD Doları dünya resmi döviz rezervlerinin yaklaşık %57.74’ünü oluşturuyor. Dolardan reel olarak daha değerli paralar var. Ancak dünya ticaret hacminin %65’ini oluşturuyor olması değerden ziyade güvenle ifade edilebilir. Paraya olan güven ile değer yüklüyoruz denilebilir..

– Değer Nerede Oluşuyor? Bankada mı, Matbaada mı, Zihnimizde mi?

Ekonomide “Fiat Money” dediğimiz; karşılığı olmayan, değeri sadece devletin geçerli saydığı için kabul edilen para terimi vardır ve devletler sadece geçerli olduğunu söyleyebilir, değerli olduğunu söyleyemez.

Çünkü değer, piyasada oluşur. Talepte, güvende ve beklentidedir..

1971’den beri dünyada hiçbir paranın arkasında altın yok. Ama hâlâ değeri var. Neden? Çünkü artık altının yerine “güven” geçti. Ekonomide buna “collective belief theory” denir. Bir şeyin değeri, ona kaç kişinin inandığıyla ölçülür. Tıpkı bir kâğıdın bazen bir kahve, bazen bir ev etmesi gibi. Para, üzerine yazan rakamla değil; üzerine yüklenen anlamla yaşar.

– Ekonominin En Soyut Ama En Güçlü Değeri: Güven

Ekonomi tarihini sadece grafiklerle, faiz oranlarıyla ya da enflasyon tablolarıyla anlayamayız. Aslında ekonomi dediğimiz şey, içinde insan olan, his olan, umut olan bir davranış bilimidir.

Davranışsal iktisat bize şunu öğretir:

“İnsan para harcarken mantığıyla değil, duygularıyla karar verir.”

Bir ülkenin para birimi, sadece merkez bankası kararıyla değil;

• Tüketicinin geleceğe güveniyle,

• İş insanının yatırım isteğiyle,

• Tasarruf sahibinin piyasaya bakışıyla değerlenir veya değer kaybeder.

Ve insan ekonomide üç şeye güvenir: paraya, piyasaya ve geleceğe..

– Para Bir Araç mı, Yoksa Modern Bir Maskemiz mi?

Fark etmeden, para artık sadece satın aldığımız şeyleri değil; kendimizi nasıl gösterdiğimizi de belirler oldu.

Neo-liberal düzenin görünmez kuralıdır;

“Değerli olmak ile değerli görünmek arasındaki çizgiyi para çizer.”

İşte tam burada şu soru çıkar karşımıza:

Biz parayla bir şeyler mi satın alıyoruz, yoksa para bizi sessizce satın mı alıyor?

Asıl trajedi şu değil mi?

Bazılarımız için para bir özgürlük, bazılarımız için ise terbiye edilmiş bir tutsaklık. Sözün özü para ile değeri aynı kefede ölçülmez..

Sonunda gerçek soruyla yüzleşiriz;

“Ben gerçekten var mıydım, yoksa sadece param mı vardı?”

Muhammed Yenice

Yorum bırakın