
Konu ekonomi olduğunda akla genelde kurların ne olacağı, faiz oranları, yatırım tercihleri ve buna benzer zengin olma arzusu üzerine kurulu sorular gelmektedir. Ekonomi insan ihtiyaçlarını karşılamak üzere yapılan; ticaret, üretim, tüketim gibi parametrelerden oluşan pozitif bir bilim dalıdır. Hal böyle olunca ahlak olgusunu da içinde barındırması kaçınılmaz oluyor.
Ekonominin babası Adam Smith; günümüzde çokça vurgulanan ekonomiye müdahale ve etki eden ahlaki felsefe üzerine teoriler geliştirmiştir. Teoriler zamanla evrilebilecek ve değişen dünyaya ayak uydurmakta zorlanacak olsa da iki teorinin birleşiminden yola çıkarak ekonomik analiz yapabilmek mümkün kılınabiliyor.
Görünmez el teorisinde ekonomiye istemeden yapılan müdahaleleri tanımlayan Smith, sisteme fayda sağlayacak bir müdahale düşünmüştür. Bireylerin menfaatleri doğrultusunda aldıkları finansal aksiyonların ve üreticilerin kar azamileştirmesinin istemeden ekonomiye de pozitif etki sağlayacağını savunmuştur. Devlet müdahalesine gerek kalmadan bu pozitif etkinin yansıyacağını düşünen Smith; ‘’bırakınız yapsınlar, bırakınız geçsinler’’ meşhur deyimi ile bu teoriyi desteklerken, zamanın şartları dahilinde gelişmiş ülkeler için ortaya koyduğu düşüncenin zamanla gelişemeyen ve gelişmekte olan ülkeler için geçerli olamayabileceğini haklı olarak gözden kaçırmış olabilir.
Ahlaki Duygular Teorisi ise adından da anlaşılacağı üzere içerisinde ahlaki değerler barındırması zorunlu bir teoridir. Empati duygusu temel alınarak ortaya koyulan teoride Smith; kendimizi başkasının yerine koyarak doğru ahlaki değerlere sahip olabileceğimize inanmıştır. Ahlaki Duygular Teorisi Smith’in ahlak felsefesi üzerine olan ihtisası ile ilgisi olsa da, ekonominin babasının teoriler arası düşünmüş olduğuna inanıyorum. Sonuç olarak bizlerin görüşleri her daim; ekonomiye konu kurumların, hükümet veya devlet elinin ya da bireylerin ahlaki seviyelerinin ekonomik etki yarattığı üzerinedir. Bir toprak sahibinin çalışanların emeğine gösterdiği saygı ve karşılık, hükümetlerin ekonomi yönetimine kurduğu baskı ya da bireylerin şahsi menfaatlerini millet ve ülke menfaatinin üstünde tutması ekonomiye negatif etki yaratmaktadır. Yıllar içerisinde birçok gelişmiş ülke dahi bu konuların yansımalarını gördü, görüyor. Güncelde Amerika Birleşik Devletleri’nin otokratik yönetimi merkez bankasının üzerinde baskı kurarken, tüm nitelikli finans kurumlarının ABD yerel para birimi hususundaki görüşlerinin negatifleşmesine sebep olmaktadır. Bunun yanında İskandinav ülkelerinin; vatandaşının menfaatini gözeterek ekonomik stratejiler geliştiriyor olması ve yarattığı sonuçlar gözden kaçırılacak kadar ufak başarılar değildir. Ancak egolarımız bazen doğruyu görmezden gelme ya da görememe sonuçlarını doğurmaktadır. Ekonomi, ülke ya da şahsi bir yönetimin ahlaka duyduğu ihtiyacı görmek için doğru bir örnek verdiğimizi düşünüyorum.
Bazı ülkeler yöneticilerinin isimleriyle anılırken bazıları ülke adı ve aldığı doğru aksiyonlarla anılıyorlar. Çünkü başkalarının menfaatini gözeten ve sosyal devlet olgusuna sahip bir ülke ile alım gücünü acımasızca eriten bir ülkeyi aynı kefede değerlendiremeyiz. Ekonomik olarak da aynı geçerlilikler mevcuttur. Yerel para biriminin değerini ülkesinin menfaati için düşük tutan bir Japonya’nın huzur ve refah seviyesi hangi ülke para birimi ile karşılaştırılabilir. Ülkesine yatırım yapan, halkın ve kendi iş gücüne hizmet eden kişilerin hakkını gözeten ve zenginliği parada değil kalitede arayan şirket veya ortakları hangi varlıkla karşılaştırılabilir.
Ekonomiyi genelde rakamlardan ve parametrelerden ibaret görmek bizleri hataya düşürmektedir. Böyle analiz etmek ise hikaye olarak adlandırılsa da bu hikayelerin asıl ekonomik başarıya giden yolu çizdiği belirli ülkelerin; refah, yerel para değeri, alım gücü ve uzun vadeli planlarından anlaşılmaktadır.
Anlatılanlar ya da yapılan analizler birer hikaye değil kalıcı refaha giden yolların bakış açısıdır. İlgili bakış açılarına sahip olmayan ülkeler, bireyler ya da kurumların ise süreklilik sağlayacak bir ekonomik ya da finansal başarı sağlaması mümkün değildir. 1759 yılında Adam Smith nasıl ahlaki duyguları vurgulamış ise bugün halen aynı konunun ele alınıyor olması ekonomiyi yönetmenin rakamlardan ziyade olgular ile başarılı sonuçlanabileceğini hatırlatmaktadır.
Muhammed Yenice

