“Enflasyon’un Köprüden Önce Son Çıkışı (Mı)..?“

Dün açıklanan enflasyon verisi ile %75,45 seviyesine yükselmiş olduk. Ekonomi yönetiminin tepe noktası diye baz aldığı mayıs ayı enflasyonu kronik enflasyonun bitişi olarak aksettiriliyor. Ancak enflasyon dediğimiz şey fiyat artış oranı ise %75,45 oranınının tepe noktası olduğu doğru ancak enflasyonun bitişi olarak algılanması doğru bir yorum değil.

TUİK tarafından açıklanan oran İTO tarafından hesaplanan İstanbul enflasyonunun yaklaşık 7 puan altında ve hissettiğimiz enflasyon ile arasında asimetrik bir fark var. Enflasyonla mücadelede halkın refahı ön planda tutuluyor ise yapılan büyük bir basiretsizlik örneği. Çünkü bu noktadan sonra enflasyonda baz etkisi ile düşüş görebilsek dahi vatandaşın attığı her adımda bu düşüşten nemalanamayacağı kesin..

Durumun neden bu noktaya geldiğini sorguladığımda önüme iki ana sorun çıkıyor. İlki şüphesiz faiz oranlarının düşük tutulması ve yürütülen kur rejimi. Önceki ekonomi yönetiminin ısrarla anlamsız hale getirmek istediği ve anlamsızlaştırmakta başarılı olduğu faiz oranı ile birlikte bir çok ekonomik parametreyi de anlamsız hale getirmesiyle enflasyon kontrolden çıktı. İkincisi ise yeni ekonomi yönetiminin temkinli davranışları ile gerçekleşti. Enflasyonun önünü almakta çeşitli sebeplerle geç kalındı. Şu an önceki ekonomi yönetimine göre daha etkin bir yönetim sergilense de başarılı olmak için henüz gerekli zeminin hazırlanmadığını görüyoruz. Zira %36 olarak belirlenen 2024 faiz oranı ufak bir güncelleme ile %38’e çekilmişti ve görünen o ki burada ciddi bir güncelleme daha gelecek. Bu şekilde ise hem yatırımcıya, hem vatandaşa, hem üreticiye yanlış beklenti yönetimi ile zarar vermiş olunuyor. Fiyat anlayışının bozulmasının kaçınılmaz olduğunu söyleyebilirim. Asıl kronik problemin de bu olduğunu düşünüyorum.

Faiz oranlarının enflasyon yarattığı anlayışı ile asgari ücret ve ücret artışlarının enflasyonu artıran ana etken olduğuna inanmak farklı konularda aynı hatayı yapmak demektir. Hissedilen enflasyonun uçurumlarla ifade edildiği bir ekonomide halkı kendi kaderi ile baş başa bırakmanın ekonomik olduğu kadar etik, vicdani ve ahlaki olarak da bir yıkım olduğunu kabul etmemiz gerekiyor.

Muhammed Yenice

Yorum bırakın