
Orta Doğu coğrafyasının huzursuz atmosfer alışkanlığı veya dayatması bir türlü sona ermiyor. Bölge ve çevresi durmadan yeni bir oyuncak ile oynamak isteyen çocuklar gibi sorun çıkarıyor diyebilirim. Fakat bu sorunlar gerçekten oyuncaklarla oynaması gereken çocukların çocukluklarını asırlardır tahrip ediyor. Bölgede yaşanan acı olayların ardı arkası kesilmiyor.
Bölgede daima bir savaş beklentisi var. Tüm hamle, söylem ve tahminler savaş çıkacak düşüncesiyle sonlanıyor. Bu sebeple ekonomik açıdan değerlendirdiğimizde güvenliğin temin edilemediğini ve bu sebeple gerekli yatırımların yapılamadığını görüyoruz. Bu konu ülkemiz özelinde değil ateş çemberine yakın olan her ülke için değerlendiriyorum. Öte yandan güvenlik uzmanlığı gerektiren yorumları da yapmanın doğru olmadığını düşünüyorum. Televizyon veya sosyal medya konudan bihaber kişilerin yorumları ile dolup taşıyor. İran’ı iyi tanımama ve yıllar içerisinde belli zamanlarda orada bulunmama rağmen konunun savaş kısmının yorumlanmasını konu uzmanlarına bırakmayı daha doğru buluyorum.
Gerginliğe dahil olan ülkelerin ciddi bir enflasyon ve dövize bağımlılık kırılganlığı var. Sonuçta dövizin artışı ve dolayısıyla yaşanacak olan enflasyon kızgın sudaki dalgaların ekonomileri daha geriye atmasına sebep olacaktır. Ayrıca toparlanmaya niyet etmiş ve belirli adımlar atmış olan Türkiye ekonomisinin de olaydan etkilenmemesi olanaksız görünüyor. Piyasaların kapalı olması sebebiyle artışları pek hissedemedik ve göremedik ancak kripto para piyasasından emtia piyasalarına kadar tüm fiyatlar dalgalı seyretti.
Tekrar belirtmek isterim ki; güvenlik uzmanı olmadığım için bu gerginliğin bir savaşa yol açıp açmayacağı, bu gerginliğin savaş niteliği taşıyıp taşımadığı veya gelecekte güvenlik açısından neler olacağına dair detaylı yorum yapmam doğru olmaz. Fakat gerginliğin kontrolden çıkması durumunda;
- Yeterince başarılı olamadığımız yabancı sermaye girişini daha zemini hazırlarken kaybederiz
- Jeopolitik konumumuz sebebiyle herkesin tarafımızdan bir şey talep etmesi halinde vereceğimiz aksiyonlar dış ilişkilerimizi zedeleyebilir. Bu durum da eğitimden hukuka tüm yapısal reform gerektiren alanlarımıza bir kat daha zarar verir.
- Bölgesel olarak risk primimiz artar, borçlanma maliyetimiz ve prestijimiz tekrar tahrip edilmiş olur.
- Ticari faaliyetlerimiz vereceğimiz aksiyonlarla paralel olarak etkilenebilir. İthalatımız ve buna bağlı yaptığımız ihracatımız sekteye uğrayabilir. Dış ticaretimiz ile birlikte iç ticaretimiz de duraksayabilir.
- İran tarafından açıklanan ABD üslerinin vurulması tehdidine Türkiye sınırlarında bulunan üslerin de dahil edilmesi veya İsrail kanadından yapılan harekatlarda Türkiye’ye yönelik bir saldırı yaşanması durumunda toparlanma ekonomisinden savaş ekonomisine geçişimiz işten bile olmayacaktır.
Tüm bu maddelere ekleyebileceğimiz niceleri olsa da başlıca yaşanacak ve ilgili maddelerden türeyecek diğer risklerin hesaplanmasında fayda görüyorum. Türkiye’nin daha önce yürütmüş olduğu başarılı dış politikalarında ortada durduğunu ve birleştirici güç olduğunu görüyoruz. Aynı şekilde davranılmasının doğru olacağına inanıyorum.
Risk yönetiminden ziyade planlamaya ihtiyaç duyulan bu zamanda aslında en önemli olan kısımı kaçırmış olmaktan korkuyorum. Ekonomiler toparlanır, zamanla çözülemeyecek bir şey değildir. Ancak savaşın enkazını kaldırmanın ekonomiyi rayına oturtmak kadar kolay olduğunu düşünmek istemiyorum. Bir neslin yok oluşu veya geleceğinin tarumar edilmesi matematik ile çözülemez. Gerginliğe karşı ekonomiyi konuşsak ve analiz etsek de gönlümüz tüm insanlık için başlıca barıştan ve çağdaş uygarlık seviyesinde yaşıyor olmaktan yanadır.
Muhammed Yenice

