
Geçenlerde çok kıymetli birine; “Sana anlatmaktan yorulmadım ama artık üzülüyorum” dedim. Anlatmaktan yorulmak bize yakışmaz dostlar ancak üzülmek hislerin doğasındandır ki üzülmemek çoğunlukla elde olmuyor.
Ekonomik kırılganlıklarımız bir yana artık halkın yansıttığı ve halka yansıtılan ahlaki yaklaşımların ekonomik kırılganlık yaratması başka bir yana ayrışmış durumda. Aslında istatistiklere boğulmadan konuyu analiz edebilmek basit. Şöyle ki; elinizdeki varlığı artıramadığınızda ve üstüne harcamalara devam ettiğinizde ortaya bütçenizin açığı çıkar. Bütçenizi toparlamak için de ekstra gelire ihtiyaç duyarsınız. Borçlu devlet ve bireylerin dünyasında bu problemin sonucu devletler için vergilendirme ve bireyler için borçlanma ile sonuçlanmaktadır. Devletler bireyler gibi borçlanmazlar çünkü vergiler ile finansman sağlarlar. Aslında buradaki problem kamu harcamalarının hatalı ya da yüksek oranlı olmasından kaynaklanmaktadır. Bir diğer sorun ise vergileri arttırarak finanse edilen kamu harcamaları bireylerin ve tüzel kişilerin tasarruflarından kısmaktadır. Bu da bireysel tasarruftan ticari yatırımlara kadar tüm grupları negatif etkilemektedir. Dün yaşanan vergi artırımının parasal sıkılaşmadan ziyade kamu harcamalarını finanse etme kaynaklandığını söylemem gerekir. Zira KKM uygulamasının Hazine ve Maliye Bakanlığı’ndan alınarak TCMB’ye aktarılması bütçe açığını düşük göstermek amacıyla yapılmıştır, ardına da vergiler arttırılmıştır.
Büyüme ve kalkınma arasındaki acı fark ise bir kez daha ortaya çıkıyor. Kamu harcamaları, vergiler ve hatalı tüketim anlayışı ile büyüme rakamlarında ilerleme kaydedilirken refah seviyesinde düşüş sürüyor. Daha önce yazmış olduğum; https://muhammedyenice.com/2022/09/25/gosterge-faiz-piyasa-faizi-buyume-ve-kalkinma-iliskisi/ yazımda bu farkı anlatmaya çalışmıştım. Şimdi yine aynı durum meydana gelecek ve büyürken küçüleceğiz. Sürekli döviz kurları, menkul kıymetler ve yatırımlar üzerine düşünürken asıl temel konuların yüzümüze çarpmadan fark edilmediğini de anlamış oluyoruz.
İstatistiki bir karmaşanın içerisindeyiz. Çok kıymetli iç kuruluşlar ve TUİK aynı anda enflasyon hesaplaması yaptığında ortaya inanılmaz farklar çıkıyor. 6 aylık enflasyon oranları TUİK tarafından 19,77 hesaplanırken ENAG tarafından 50,53 olarak hesaplanmış yani hesaplamada 2,55 kat fark var. Şeffalığın mumla arandığı bir ekonomi yönetiminde refah seviyesinin odağa alınmasını beklemek maalesef hayaldir. Maaşların %80’lik kısmı bu oranlara göre gerçekleştirilecek. Hissedilen enflasyon ile birlikte eriyecek olan maaşların içerisinden bir de vergiler zamlanarak daha fazla borç ve tasarruf kıtlığı getirecek.
Konunun özü ve reçetesi şudur ki; enflasyon ve faiz oranları öncelikli olacak şekilde diğer tüm ekonomik parametrelerin rasyonel bir şekilde hesaplanması ve açıklanması gerekiyor. Aksi takdirde bizim tüm çabamız geçici ve bu geçici çaba durmadan refah seviyesini hedef alıyor. Devletler halkları ile var olurlar. Halkımızın eğitim, refah ve gelişmişlik seviyesini arttıramadığımız sürece ne büyüme, ne de mega kamu yatırımları bir şey ifade etmeyecektir.
Muhammed Yenice

