“Kronik Enflasyon”

Ekonomi temelinde arz ve talep dengesine dayanır. İhtiyaçların yıllardır süregelen doyumsuzca giderilmeye çalışılması bugün yaşanan krizin boyutunu yukarı seviyelere taşıyor. Kamu, tüzel ve gerçek kişilerin ihtiyaç sınırlamalarının doğru yapılmaması bizlere düşük refah seviyesi ile geri döndü. Ben bu durumun bazı konularda bizlere ciddi dersler vereceğine inanıyor ve umudumu dik tutmaya çalışıyorum..

Yüksek enflasyon şüphesiz ekonominin en sert olgularından biri.. Ekonomi içerisinde bulunan insanı ve sosyal faktörleri direkt olarak etkileyerek toplumsal bir problem haline gelebiliyor. Ancak; enflasyon bir şekilde ekonomi içerisinde bulunuyor. Türkiye’de genellikle enflasyon yükseklik olarak akıllara yerleşmiş olsa da; düşük enflasyon da yaşanabilir. Yani enflasyonu yüksek ya da düşük bir şekilde her ekonomi yaşıyor. Problem enflasyonun kronikleşmesidir. Kronikleşen bir enflasyon; kronik bir üretim, kronik bir tüketim ve her türlü iktisadi bileşenin kronikleşmesi anlamına gelir. Yani enflasyon böyle devam ederse; konut ve taşıt satın alım eğilimleri, dolarizasyon, stok yapma vb gibi alışkanlıklar da kronikleşebilir. Enflasyondan daha kötü bir sonucu enflasyonun kronikleşmesi ile yaşayabiliriz.

Türkiye’de son yıllarda yaşanan gelişmeler ve üstüne küresel riskler eklenerek ekonomiyi yüksek enflasyon çıkmazına sürüklemiştir. Burada çeşitli dönüş yolları mevcut olsa da gerek siyasi, gerek toplumsal olaylar buna şimdilik müsaade etmedi. Peki durum nedir? Gerçekten enflasyon sürekli böyle mi kalacak? TL sürekli değer mi kaybedecek?..

2023 yılının son çeyreği ile birlikte, 2024 yılında ekonomik toparlanma dönemine girebileceğimizi düşünüyorum. Tabi seçim ve seçime kadar alınacak kararların bu duruma etkisi büyük olacak. Bazı gerçekleştirmeleri geciktirdikçe kayıplar daha da fazla oluyor. Geçenlerde Türkiye’nin ileri gelen vakıflarından birinin mali sorumlusu ile görüşme fırsatım oldu. Eğitimin geliştirilmesi gerektiğini ancak şu an ekonominin daha önemli olduğunu düşündüğünü belirtti. Ben ise ekonominin daha önemli olabilmesi için eğitim, adalet, teknoloji, ahlaki değerler vb unsurların alt yapısında sızıntı olmaması gerektiğini savundum. Bu temel taşlar yerine oturmadıkça ekonomi adına kurduğumuz her binanın bir yerlerden çatlayacağı kesin, daha sonra ortaya çıkacak enkazı o altyapı ile kaldırmak şahsi kanaatimce zorlu olacaktır..

ENAG ve TÜİK enflasyon oranlarının açıldığını da eklemeliyim. ENAG ve TÜİK temelde aynı enflasyon sepetini kullanıyor. Ancak ENAG internet üzerinden veri toplayarak oran hesaplıyor. TÜİK ise belirli yerlerden belirli süreler içerisinde fiyat bilgisi alıyor. Bu sebeple arada kurumsal bir fark olduğunu düşünüyorum. Normal şartlarda ufak farklılıklar olabilir. Ancak böylesine ciddi farklar yaşanması güvenilirliğe leke sürüyor diyebilirim. İki hesap arasında 2 kattan fazla bir fark mevcut. (ENAG : %176, TÜİK : %79,6) Hal böyle olunca; CDS primleri hakkında soru işareti yaratmaya da gerek yok sanırım. Güvenilirliğin ekonomide nasıl kredibilite etkisi yarattığı ekonomi tarihi boyunca gözler önüne serilmiştir..

Muhammed Yenice

Yorum bırakın