
İnsanların tarih boyunca hayallerini gerçekleştirmek, isteklerini elde etmek, arzularını karşılamak ve en nihayetinde geçinmek gibi büyük bir ihtiyacı var olmuştur. Bugün geçim sıkıntısından bahsederken geçmişte de aynı durumun var olduğunu gözden kaçırmamak gerekir. Her zaman geçim sıkıntısı yaşanmıştır. Avcı toplayıcı insanlar dahi av bulmak için zorlanmış, avlanabilmek için çaba harcamış ve belki de en nihayetinde elde ettiklerinden memnun olmamış olabilirler.
Babamın her zaman bahsettiği bir olay yaşanmış geçmişte. Dedem yaklaşık 1950’li tarihlerde; “benden bir daha patlıcan istemeyin, böyle giderse patlıcan alınmaz” diyerek patlıcanın pahalılığından dert yanmış. Bugüne kadar aile sürekli patlıcan yemiş ve biz de şu an yemeye devam ediyoruz. Söylediğim sakın yanlış anlaşılmasın. Patlıcan ucuz, enflasyon düşük, yaşamak basit demiyorum. Sadece durumun bitik ve ekonominin batmış ya da batacak düşüncesine gem vurmaya çalışıyorum.
Özellikle gelişmekte olan ülkelerde ve gelişmiş ülkeler de dahil olmak üzere 2020 yılı tam bir sıkıntılar yılı oldu. Amerika’da yaşayan akrabalarımdan da yola çıkarak yaşamın zorluğuna vurgu yapmaya çalışıyorum. Sadece refah seviyesinin farklılığından ötürü biz daha ciddi bir sıkıntıyla karşı karşıya kalmış oluyoruz. Fakat Orta Doğu’da yaşayan insanlar olarak hatalı tutumlarımızın olduğunu söylersem yanlış olmaz. Ne kadar zor olsa da geçinmemiz, yaptığımız hataların buna sebebiyet verdiğini gözden kaçırmamamız gerekir.
Tasarruf konusunda eğitimsiz ve tasarrufa eğilimsiz olduğumuz açık. Mesela çöplerin kenarında gördüğümüz ekmekler bu durumun ispatlarından. Ekmek, yani bir insanın ana besini olarak halk tarafından kabul edilen temel gıdanın çöpte bulunması bizim yanlış bir harcama eğiliminde olduğumuzu gösteriyor. Yani et alamıyoruz, fakat ekmeklerimiz çöpte dolaşıyor. Düşüncem şu şekildedir ki; et yiyemesek bile çöpe atacağımız ekmeğimiz olmasın.
Kendimizi zorluyoruz. Maaşımızın karşılayamayacağı borçlarla, gelirimizin el veremeyeceği isteklerimizi karşılamaya çalışıyoruz. Bu durum bizim ihtiyaçlarımız ile isteklerimizi karıştırdığımızı gösteriyor. Borçlanıp ev almak; eğer o anda finansal araçların kullanımı mantıklı ise bence doğrudur. Çünkü insanın mutluluğu her şeyden kıymetlidir. Bir yuva kurmak ve o yuvada yaşamak için borç kullanılabilir. Fakat borçlanıp tatile gitmek mantıklı değildir. Şimdi “insanlar tatile gitmesin mi?” sorusunu sorabilirsiniz. Ancak evin ihtiyaç, tatile gitmenin istek olduğunu ayırmamız gerekmektedir. Ayrıca şunu da not düşmem gerekir; faizler düşükken kredi çekmek için durumu müsait olanlar var ise çekmelerini öneririm. Beklentiler faizlerin çeyrek yıl içerisinde artması yönünde.
Kontrolsüz çocuk sahibi olma gibi bir problemi de var bu coğrafyanın. Sürekli evlenme ve çocuk sahibi olma isteği tabii ki kulağa çok güzel geliyor. İnsanların en doğal ihtiyaçlarından biri olsa da kontrolsüz elde edilen her ihtiyaç problemleri beraberinde getiriyor. Daha sonra hem kendimize hem o çocuğa yetemediğimiz için çeşitli toplumsal ve ekonomik sıkıntılarla boğuşuyoruz. Çocuğun eğitimi ve gelişimi için ve bunlarla birlikte kendimiz ve eşimiz için gereken finansal varlığı bulundurmamız gerekiyor.
Sağlıklı bireyler değiliz. Yapılan araştırmalarla bu durum sabitleniyor. Hem obezite, hem tütün ve alkol kullanımı, hem de sporsuz yaşam bizi sağlıktan uzaklaştırıyor. Peki bu durum finansal olarak bizleri nasıl etkiliyor? Obeziteye yol açan gıdalar için belirli bir ücret ödüyoruz, tabii ki sağlıklı gıdalar için de bir ücret ödeniyor. Ancak sağlık probleminin size çıkaracağı maddi zararı düşününce sağlıklı gıdaya harcanan paranın sizi başka bir yükten kurtardığını görmek zor değil. Tütün ve alkol kullanımını sadece madde olarak yazıp geçiyorum. Egzersiz ve spor eksikliği ise yine aynı şekilde sağlık tarafında meydana çıkacak problemleri bertaraf edebilir. Spordan kastım spor salonuna gidip aylık bir bütçe ayırmak değil. Yürüyüş yapmaktansa televizyon karşısında sigara içmenin bize kolay gelmesi ve yaşam tarzımızda ki problemin varlığı. Geçim ve yaşam tarzı arasında ki bağlantı bu şekilde ortaya çıkıyor.
Geçim sıkıntısının varlığından en ufak bir şüphem yok. Hem gördüklerimle hem verilerle bu durum sabittir. Ancak yaşam tarzımız ile geçim sıkıntımızı bir nebze aşma şansımız olduğunu düşünüyorum. Daha çok uzatabileceğimiz ve sizlerin de ekleyebileceği maddeler vardır eminim. Bu durumu bir düşünüp, kendi geçim sıkıntınızı aşmanızı yürekten diliyorum. Daha doğrusu aşmak değil de, aşar gibi olmak diyelim. Geçim sıkıntısı hiçbir zaman aşılacak gibi görünmüyor. Geçim sıkıntısı; ekonominin temelinde yattığı gibi; kıt kaynaklar ile sonsuz istekleri karşılama isteğidir. Hepinize mutlu pazarlar diliyorum..
Muhammed Yenice

