
Gelişen teknolojiler ile birlikte insanoğlu her şeyden hızlıca haberdar olabiliyor. Doğal olarak eleştiri yapma katsayısı artış gösteriyor. Her konuda ve her an eleştirel yaklaşabiliyoruz. Zaten böyle olmalı. İnsanoğlu eleştiri sonucunda gelişebilir ve geliştirebilir. İnsanın kendini eleştirmesi kişisel gelişimine, başka birini veya başka bir şeyi eleştirmesi karşı tarafın gelişimine sebep olur. En azından bir öz denetime yol açar diyebiliriz.
Eleştiri konusunda yapılan eksiklik veya yanlışlık nedir diye durup düşündüğüm zaman aklıma gelen ilk şeyin hakkı teslim etmemek olduğunu görüyorum. Daha doğrusu buradan hareketle eleştirmenin ne demek olduğunu bilmiyoruz gibi bir sonuç elde ediliyor. Bizim yaptığımız karşı tarafı itibarsızlaştırma politikası. Öncelikle eleştirilerin hakaret içerikli olmaması gerektiğini unutmamamız gerekiyor. Yani küfür ve hakaret içerikli bir mesajla tarafı eleştirme şansımız yok, daha doğrusu bu eleştiri diye adlandırdığımız gönderinin başarılı olma şansı yok.
Kendimden bir örnek vereceğim; geçen ay açıklanan faiz toplantısı öncesi faizlerin 25-50 baz puan indirileceğini düşündüğümü belirtmiştim. Merkez Bankası istikrarlı bir duruş sergileyerek indirime gitmedi. Aslında beni tanıyanlar faiz konusuna nasıl yaklaştığımı çok iyi bildikleri için daha sonra bu fikrime karşı yaptığım açıklamalar sonucunda anlayabildiler. Aslında sorun eleştirilmem değil. Bana sosyal medya üzerinden gelen mesajlardan bir kaçı benden beklentileri kahinlikmiş gibi; “ne oldu tutturamadın” ve türevleri şeklinde oldu. Aslında ben bu beklentimin yaşanmamasına sevinmiştim bile. Burada yapılan eleştiri olmadı. Ben ne olduğunu adlandıramadım zaten. Kişiler daha önce yazdıklarımın doğru bulan ve yatırım tavsiyesi bekleyenler insanlardı. Yanlış anlaşılmasın bu mesajlara alınmadım sadece bana eleştiri diye adlandırdığımız hatalı bir tutumun üzerine düşünmem gerektiğini gösterdi.
Her meslek, her insan ve her konu bu haksızlıkla karşılaşabiliyor. Bir doktorun tüm ameliyatları başarılıyken, bir hastanın kaybedilmesi sonucu şiddet ve küfürlere maruz kalması gibi aslında. Bir yanlışın tüm doğruları götürmesi gibi. Doğrunun ve yanlışın, hakkın ve haksızlığın ayrı kefelere koyup değerlendirilememesi bizi bu yanlış tutuma sürüklüyor.
İş yaşamından tutun aile içi ilişkilere kadar durum böyle. Değerlendirdiğimiz her ne olursa olsun; ülke yöneticisinden evdeki kardeşimize kadar eleştirirken hakkı teslim etmemiz gerektiğini düşünüyorum. Sert ve keskin tutumlar kişisel prensiplerde geçerli olmalıdır, değerlendirmelerde değil..
Not: Haziran ayı Merkez Bankası faiz toplantısı hakkında ve yanılmamın sebepleri üzerine ayrıca yazacağım.
Muhammed Yenice

