
Böyle bir başlık altında yazı yazabilmek için bir soruya ihtiyacım vardı. Bu soru tabi ki ne ile ilgilendiğimizi ve neyi yanlış yaptığımızı öğrenmek adına sorulan bir soru. Biz, kendimiz dışında her şey ile ilgilendiğimiz müddetçe; sorun ve sıkıntılarımızın sonlanması çok zor hale geliyor. Hatalı düşünceler ve hareketler sonunda bize zarar veriyor.
Bir tarafa bakıyoruz; başkalarının mutlulukları ile ilgileniyor. Bu durum tabi kısmi kıskançlık ve çokça ben de sahip olmalıyım hırsı ile tükenme durumu. Hırs ile tükenme durumunu, hırsın bazı konularda iyi bazı konularda bitirici olduğunu anlatmak maksadı ile ele aldım. Kamçılayıcı ve bitirici hırsları birbirinden ayırmamız gerekir, bu da bambaşka bir sanattır tabi. Mesela bana gelen genelde yatırım soruları olduğu için, “arkadaşım şuna yatırım yaptı çok kazandı ben de yapayım mı?” tarzında oluyor. Kendimiz analiz yapmıyor, başka birinin kazancı üzerinden yol almaya çalışıyoruz ve kaybediyoruz. Sonuç olarak başkalarının mutluluğu ya da mutluluk gibi görünen hallerine karşı gösterdiğimiz istek bizleri mutsuzluk, kayıp, umutsuzluk ve karamsarlık gibi duyguların kucağına itiyor. Elimizde ki mutlulukları; kaçan bir tren haline getiriyoruz. Sonra mutluluklarımızı kaybettiğimizde başımızı avuçlarımızın arasına alıp üzülüyoruz.
Diğer bir taraf, insanların mutsuzlukları ile ilgileniyor. Bu durum içten içe mutlu olmak gibi ciddi bir rahatsızlık aslında. Bazen farkında olmuyor insan ama saf düşününce başkalarının mutsuzluklarından bahsederken içten içe bir hoşluk durumu oluşuyor. Aslında sadece kalpten veya yapılabiliyorsa fiziken yardım edip kötü durumu sonlandırmadığımız müddetçe bu konuyu aramızda konuşmak gereksizlikten öteye geçemez. Bu sebeple başkalarının mutsuzlukları ile ilgilenmek mantıksızca bir eylem oluyor.
Bazen başkalarının mutluluğu için kendi mutluluğumuz ve öz saygımızı bir kenara bırakıyoruz. Durumların en can yakanlarından biri şüphesiz. Başkalarını mutlu edebilmek için kendimizi paraladığımız, başkalarının mutluluğunu kendi mutluluğumuzdan üstün tuttuğumuz bu durumda başarılı veya başarısız olalım, mutlaka kendimizi unuttuğumuz için sonunda kendimize kızacak, yaptığımız şeyden pişmanlık duyacağız. Yanlış anlaşılmasın, başkalarını mutlu etmek pişmanlıktır demiyorum. Başkalarını mutlu etmek adına kendimizi unutmak pişmanlıktır diyorum. Bu ayrıma da dikkat etmemiz gerekiyor.
Başkalarını kırmamak adına kendi kırılmak. Bu durum bazen iyi niyetten bazen samimiyetsizlikten geliyor. Kişi ya çok iyi niyetli ve karşı tarafa hayır diyemiyor, ya da çok samimiyetsiz ve sevimli olmak adına karşı tarafla arası bozulmasın diye elinden geleni yapıyor. İkinci durumda genelde kişi yabancılara karşı iyi, kendi yakınlarına karşı saldırgan ve saygısız tavır sergiler. Mesela arkadaşına samimiyetsizce sevimli ve iyi görünmeye çalışan kişi, annesine tahammülsüz davranabilir. Bu farklı bir karakter eksikliğidir.
Ünlü şair Thomas Stearns Eliot’un “İyi insan ol, fakat bunu ispatlamak için çabalama” sözünü bu yazıda kullanmamak ayıp olurdu.
Bu yazı kişiye tek bir öneride bulunmak üzere yazıldı. “Kendini sevmeyen, başkasını hakkıyla sevemez ve kendine saygı duymayan bir başkasına saygı duyamaz.”
Bir insan ancak kendisini severse başkalarını da sevebilir. Hayatta ölçülü olmak çok önemlidir. Karşımızdaki her kim olursa olsun, ne kadar yakın hissedersek edelim, mesafemizi koruyamadığımız müddetçe mutsuz olmaya ve düzgün gidebilecek bir ilişkiyi bozmaya aday oluruz. İnsanların vefasızlığı sonunda nasıl olsa bizi üzecek ise; en azından bunun sebebi olmamaya çalışalım. Çünkü bazen vefasızlığı getiren, bizim aşırılığımız olabilir.
İyilikten yana olan, temiz kalpli insanları enayi olarak görür toplum. Ben buna karşıyım. Sonuçta bizim iyiliğimiz kötülük yaratmaz, kötülüğü yaratan karşı tarafın karakter bozukluğudur. Bu sebeple iyilikten maraz doğar sözüne katılamıyorum. Çünkü iyilikten maraz doğmaz, marazı iyilikten anlamayan karşı taraf doğurur. Yani toplumun ahlak eksikliğini kabullenip, kişilerin iyi davranışlarını ortadan kaldırmaları gerektiğini savunur şekilde hareket edilmiş oluyor.
Sürekli başkalarına iyilik yapmak veya iyi görünmek amacıyla koşuşturan birileri vardır. Her duruma dahil olur, her şeyi çözmeye çalışır ve herkesi karşısına alır. Dikkat edin mutlaka etrafınızda böyle biri vardır. Maalesef kendine olan saygısını yitirmiş olur böyle insanlar. Çünkü kendiyle hiç ilgilenmez ve insan ilişkilerini asla ölçemez. Başkaları ile uğraşmaktan kendini kaçırır.
İyilik güzeldir. Fakat akıllıca iyilik yapmak ve iyi kalplilikle birlikte akıllı olabilmek daha güzeldir. İki tarafında üzülmesini engelleyen bir kombinasyon. Akılsızca yapılan iyilikler de sonuç olarak kendiniz veya bir başkasına kötülük olarak dönüyor. Aynaya baktığımızda yaptığımız iyiliklerden pişman olacağımıza, kendimizi severek ve saygı duyarak sen ne iyi birisin diyebilmeyi başarmak en büyük mutluluklardan biri olsa gerek.
Bence; kendimizle kalabilmeyi öğrenmeliyiz. İnsanların mutluluklarını, mutsuzluklarını, mutlu olmaları için çabalamayı ve iyi görünmeyi bir kenara bırakalım. Olduğu gibi yaşayalım hayatı kendimizi zorlamadan. Mutluluğumuz; başkalarının mutluluğu, mutsuzluğu, iyiliği ve kötülüğü ile değil, kendi öz saygımız kendi öz hayatımız ile değişkenlik gösterir ve göstermelidir. Bir gün pişman olacağınız iyilikler ve fedakarlıklar yapmak yine kendi öz saygınızı kaybetmenizle sonuçlanacaktır. Bu konu ciddi ve sürekli dillendirilen, üstünde durulması gereken fakat her seferinde geçip gidilen sosyolojik bir problemdir.
Evde kaldığımız bu günlerde her konuda çalışmak ve gelişmek çok önemlidir. Fakat böyle kişisel gelişimler gösterebilmek çok değerli. Bence şapkamızı önümüze koyup kişisel eksikliklerimizi görebiliriz. Bunu deneyelim. Kişisel gelişim gösterirken de “Kişisel” olduğunu unutup, kişisel gelişim adı altında var olan kitaplar ve çeşitli yayınlara kanmayalım..
Muhammed Yenice

