İnsanı Açlık Değil, Alıştığı Tokluk Öldürür..

1990 ve sonrasında yani Y kuşağını ucundan yakalayan Z kuşağı olarak dünyaya gözlerini açanlar da en az daha öncekiler kadar her türlü olaya tanıklık etti. Ben de o grubun içerisindeyim. Evden çıkma yasağı merak ettiğimiz ve duyduğumuz bir durumken bunu da duyarak değil yaşayarak tecrübe etme fırsatı bulduk. Elimizden gelen sadece daha kötüsünü görmemek için dua etmek. 

Dün gece saat 22:00 itibarı ile iki saat süren bir kriz yaşandı. Tabi bu durum dün geceden beri tartışılıyor. Yetkililerin geç haber vermesi üzerine yaşanan bir kriz olduğu açık aleni ortada. Fakat benim aklımda tek bir soru var; bir anda markete gitmeye bile fırsatımız olmadan yasak gelseydi ne yapardık? Polislere saldırır, balkondan atlar, marketlerin camlarını kırar, önümüze çıkan herkese fiziki şiddet mi gösterirdik? 

Bu sorulara kesin cevap veremiyoruz ve bu çok acı. Her zaman söylerim; durumlar tutumları etkilememeli. Şöyle düşünelim; hiç küfretmeyen ve kendisine nezaketi ilke edinmiş bir insan düşünün. Bir gün bu insanın çok sinirlenip küfür etmesi ve sinir duygusunun arkasına sığınması size doğru gelir mi? Sanmıyorum. Bugün sosyal medyada gazeteci bir beyefendi Kamu Yönetimi mezunu olduğunu, suçun tamamen devlete ait olduğunu ve durumu yönetemediğini savundu. Yanıt verme ihtiyacı hissettim çünkü sosyal medyada mantıklı konuşmalar nadiren gerçekleşiyor. İkinci lisans eğitimime ben de Kamu Yönetimi’nden devam ediyorum. Yani beyefendinin haklı olduğunu biliyorum. Devletin görevleri ve yönetimi konusunda bahsettiklerinden dolayı hakkını teslim etmemek ayıp olur. Ancak kamu yönetimi bizlere sosyoloji, psikoloji ya da toplum ahlakı konusunda bilgi netliği sağlamıyor. Yani anlatmak istediğim durumların tutumları değiştirmesi faktörü, Kamu Yönetimi ile yönetilmiyor ve açıklanmıyor. Ekmek kuyruğunda kavga etmek, testi pozitif çıktığı için kesik cam parçası ile polisi tehdit etmek kamu yönetiminin çözebileceği bir durum değil, tabi kısa vadede. Sonuç olarak görüyoruz ki; kolay olan suçu üzerimizden atmak. İş aynanın karşısına geçmeye gelince sınıfta kalıyoruz. Tabi ekmek kuyruğunda kavga eden biri ayna karşısında kendini sorgular mı o da olabilirliği sorgulanacak bir durum..

İbn-i Haldun yazının başlığını; 1332 ve 1406 yılları arasında bir tarihte söylemiş. Sözün söylendiği kesin tarihi bilemiyoruz tabi yani 14 veya 15. yüzyılda bir yerlerde. Kıtlık zamanlarında ya da kıtlık zamanlarına ithafen söylemiş bu sözü sosyoloji ve iktisatın öncüsü. Yani 6-7 yüzyıl önce. Alışmışlık için her türlü yola başvurulabileceğini söylemiş ve bunun insanı öldüreceğini de vurgulamış. Tabi okuduklarımız anladıklarımız kadar etki eder bize. İbn-i Haldun’u anlayabiliyorsak; utanır, ders alırız. Anlamıyorsak vay halimize..

Bu faciayı nasıl önleyeceğiz ve yöneteceğiz bilemiyorum. Ciddi bir deprem veya savaş yaşanırsa, kendimizi halkımızdan korumak zorunda mı kalacağız? 

Hayır.. 

Türkiye’nin güneşli günler göreceğinden zerrece şüphem yok. En büyük sebebi yürüdüğüm yolun amacının bu olması. İnancım tam. Bazen belirli kişilerin veya grupların davranışları beni kötümserliğe değil sorgulamaya sürüklüyor. Bu yaşananları kabullenmek, görmezden gelmek veya tasvip etmek felakettir. Bunlar yaşanmasın istiyorum. Pazartesi günü hayat yeniden akacak, belirli bir zaman sonra bu yaşananlar sadece anı olarak kalacak. Hayatımıza kaldığımız yerden devam edeceğiz. Bundan sonra başımıza gelecek felaketlerin önlemini almalıyız. Yaşanan tatsız olayların önüne geçebilmek için çabalamalıyız. Her türlü zorluğu atlatmış bir coğrafya burası. Bunu da atlatacaktır. Yeter ki insanlığımızı bir kenara bırakmayalım..

Virüs yeterince can aldı bizden, bir de insanlığımızı götürmesin. İnsanlığımız bizlere daha çok lazım olacak. Sağlıkla kalın, mutlu kalın, bir süre daha evde kalın..

Muhammed Yenice

Yorum bırakın