Bildiklerimizi sınırlamamız mümkündür, fakat bilmediklerimizin hiçbir zaman sınırı olmayacaktır. Bilmediğimiz şeyler onları öğrenmemiz için, bildiğimiz şeyler bilgimizi derinleştirme amaçlı araştırma yapmamız için birer fırsattır. Bu beni ziyadesiyle mutlu eden bir durumdur, çünkü her zaman öğrenebilecek birçok şeye sahip olmak bana göre yeri doldurulamaz bir mutluluk. ‘’Hayatta en hakiki mürşit ilimdir’’ diyen ulu önderimiz kurtuluşun bilim ile uğraşmak olduğunu bizlere her zaman anlatmak istemişti.
Yakın zaman önce bir yazıya denk geldim. Yazıdan çok etkilendim ve yazının alıntı yapıldığı kitap; Oğuz Atay’ın ‘’Bir Bilim Adamının Romanı’’ olarak belirtilmişti. Kitabı okuyunca bunun yanlış bilgi olduğunu anladım. Kitapta böyle bir konuşma geçmiyordu. Yine de iyi ki rastlamışım, bu kıymetli kitabı okuma fırsatını bana yaşattığı için. Sizlerle beni etkileyen o kısmı paylaşmak istiyorum;
Üniversitenin son günleriydi. Okulda en çok sevdiğim hocanın odasındaydım. Bana, “Ne olmak istiyorsun?“ dedi. “Entelektüel olmak istiyorum.” dedim. ‘’Senden entelektüel olmaz’’ dedi. Çok şaşırmıştım. Biraz duraksadıktan sonra, kırgın ve alıngan bir ses tonuyla; “Dersinizi 3 sene önce alıp geçtim. Dersinizi almama rağmen hala bütün derslerinize giriyorum. 300 kişilik sınıfta 30 kişi bile dersinize girmiyor. Şu gördüğünüz okulda en çok okuyan öğrenci benim. 1 tek kişi daha gösterebilir misiniz benim gibi okuyan, araştıran ve sizinle sınıfın ortasında yeri gelince sert tartışmalara giren?“ dedim. Ciddi bir ifadeyle tekrar; ‘’Senden entelektüel olmaz’’ dedi. İyice hiddetlenmiştim. “İyi benden olmasın, Doçentlik tezlerine bile kaynak hazırladığım, konular önerdiğim şu gördüğünüz hocalarımızdan olsun! ‘’ dedim. Profesör, gülümseyerek geriye yaslandı. Uzun uzun baktı. Ben hocanın en gözde öğrencisi olduğumu ve bu konuda tam aksi şeyler söyleyeceğini tahmin ediyordum içimden” Hoca’ya bak neler diyor!” diye geçiriyordum. “Bak evladım” dedi. “Senden çok iyi bir araştırmacı yazar olur. Ama entelektüel olmaz. Nedenine gelince, sana entelektüel olamazsın dediğimde, bana bir Entelektüel gibi “Niçin olmaz“ diye sormadın, aksine bir köylü gibi kızdın, alındın ve hiddetlendin.” dedi. Hocayı dinliyordum dikkatle bir yandan da ruh halimden kurtulup, ne söylediğini anlamaya çalışıyordum. “Yazarlık bilgi işidir. Entelektüellik bilgi değil, davranış biçimidir. Bir insanın entelektüel olması için en az 3 kuşak ailesinin okuması gerekir. Ben çok okuyan bir adamım ama entelektüel değilim. Hayata senin tepkilerini veriyorum. Oğlum da çok okuyan birisi… O da yetmez ancak entelektüel olmaya ondan sonra gelecek nesillerle başlanır. “Şu okulun önüne bak. Hepsi son model araba dolu ve hepsi hocalara ait… Her iki sene de bir de model yenilerler. Gerçekten böyle bir yenilenmeye ihtiyaçları var mı? Niçin bu şekilde yaşıyorlar. Çünkü o yüksek unvanlarla gördüğün hocalarının kariyerleri ve diplomaları ne kadar yüksek olursa olsun, ruhlarındaki insan bir feodal köylü. Güçlerini topluma kabul ettirmek için böyle hava atmak zorundalar. Gerçek bir entelektüel asla bu güdüyle hareket etmez” dedi.
Hocayı tespitinden dolayı tebrik ederim. Beni ‘’Bir Bilim Adamının Romanı’’ ile buluşturması sebebi ile de teşekkür ederim…
Kitabı bitirmem çok uzun sürmedi çünkü tam olarak düşündüklerim, hayallerim ve yaşanmasını istediklerim kitabın içerisinde akıp gidiyordu. Kitap, bir insanın ve birçoğumuzun tanımadığı mükemmel bir Profesörün hayatını, düşünce tarzını ve başarıları ile birlikte geleceğe bıraktıklarını anlatıyor. Oğuz Atay’ın Profesör Yüksek Mühendis Mustafa İnan’ı anlatan bu biyografik romanı yazması kendi hocası olduğu için uygun görülmüş ve kendisine yapılan teklifi kabul ederek, derin araştırmalar sonucunda kitabını tamamlamıştır.

Kitabı anlatırken sizlere ayrıntı vermeyeceğim. Kitabı okumanız daha doğru ve faydalı olacaktır. Yazdıklarım kendi yorumlarımdır..
Mustafa İnan’ın ilginç bir yaşam hikayesi olmuş. Zorluklardan başarıya giden bir yolda yürümüş. Başarıya ulaşmış fakat zorluklar o yolda kendisini asla yalnız bırakmamış…
Mustafa İnan vefatından dört yıl sonra bilim hizmet ödülü almıştır. 1971 yılında İstanbul Teknik Üniversitesi’nde modern anlamda bir ekol kurmuş olması sebebi ile bu ödülü almaya hak kazanmıştır. Mekanik dalındaki çalışmaları, yetiştirdiği öğrenciler ve üstün hocalığı vefatından sonra da yaşamasını sağlamıştır.
Mustafa İnan 1911 yılında Adana’da doğmuştur. Aslen Malatyalı bir aileye sahiptir. Dört yaşında damdan düşerek, ölümün kıyısından dönmüş ve ömrü boyunca bu düşüşün hasarının sıkıntısını çekmiştir. Küçüklüğünden itibaren Edebiyat ile ilgilenmiş, Mevlana’dan Fuzuli’ye birçok edebi kişiliğin şiirlerini ezberlemiştir. Kitap ve defter kullandığı pek az görülmüştür. Dinlediği dersleri anlayan, az da olsa çalışma ve pratik ile bunları sabitleyen bir öğrenme yapısına sahipmiş hocamız. İlkokuldan itibaren arkadaşlarına ders anlatmaya başlamış hocalarının sevgisini kazanmıştır. Mustafa Hoca ‘’Leyli Meccani’’ (parasız yatılı) bir öğrencilik yaşamı sürmüştür. Sabah erken kalktığı ve derslerden önce belirli bir süre boyunca dersler ile ilgilendiğini arkadaşları tasdik etmiştir. Matematik derslerinde ki üstün başarısı dikkat çekmiştir. Hocaların kendisine ara sıra ders anlattırmasına sebep olmuştur. Efendi ve ağırbaşlı kişiliği küçüklüğünde dahi ortaya çıkmıştır. Yaz ayları para kazanmak için çalışmasına fırsat olmuş, kuyumcu ve eczacı çıraklığı yapmıştır. Küçükken bile büyük bir insan olmuştur Mustafa İnan…
Mustafa İnan bilime hizmet için yaratıldığının farkına varmıştı. Öğrenmeyi ve öğretmeyi çok seviyordu. Bilime hizmetin gerektirdikleri kişiliğinde mevcuttu. 1931 yılında Mühendis Mektebi’ne giren kıymetli hoca, orada da leyli meccani olmaya devam etmiştir. Ders çalıştığı görülmemiş fakat öğrencilere ders anlatırmış. Mustafa hocanın eğitime atıldığı zamanlar, Cumhuriyet’in başları olduğundan, yazı dili değişikliği yabancı hocalara ihtiyaç oluşturmuştur. Bilim adına çözümler üretilemiyordu. Yeniye karşı çıkanlar, eskiye karşı çıkanlarla savaşırken bilim toz ve dumana karışıyordu. Mustafa İnan ise o toz bulutunun içinden çıkıyordu. Mustafa İnan’ın bilgisi İngiliz bir hocanın istifasına dahi yol açmıştır. Bilime hizmet eden insanlar, çalışmalarının karşılığını her zaman almışlardır. Bu karşılık mükemmel bir hayat yaşanmasına sebep olmasa da kişisel mutluluk ve başarıyı sağlamıştır.
Mustafa İnan öğrenci arkadaşlarına çalışmaları için ısrar ediyor, çalışmadıklarını görünce sinirleniyordu. Ne yapmalı diye düşünüyor, öğretmen olmalı ve insanları bilim ile yetişirmeli diye düşünüyordu. Mustafa hoca; tiyatro, sinema, şiir, yabancı dil ve sosyallik adına arkadaşları ile ilgileniyordu. Mustafa hoca ile aynı dönem mezun olanların tümü başarılı olmuş ve yüskek mertebelerde görevlerde bulunmuşlardır. Ülkeye ve Dünya’ya hizmet etmek adına çaba sarf etmenin önemini idrak etmek gerekir. Herkesin kendi dalında çalışması, yenilikler katması ve yükselme isteği ile ilerlemesi gerekir. Sanat ile ilgilenmeli, sosyal yönü geliştirmeli ve yapılan çalışmalar ile ilişkilendirilmelidir.
Mustafa hoca hayatı boyunca öğretmenlik yapmıştı, öğrenciyken bile.. Ünlü öğretmen Jale Hanım’ı da bu şekilde tanımıştı. Adanalı Mustafa’nın başarısı onların yolunu kesiştirmiş. Jale hanım ile yaşam sayfasında birlikte yol almışlardır.

Mustafa hoca, maddi sıkıntılar içerisinde sevdası ile hayatını birleştirmiş, bir yandan da bilime hizmet ediyordu. Bilime hizmeti paradan üstün tutan hoca, serbest piyasada çalışma fikrini reddediyor ancak bir yandan da paraya ihtiyaç duyuyordu. Batıda hocalara daha fazla imkanlar tanınması Mustafa hocayı üzüyordu. Bilime hizmet neden bu kadar zor geliyordu bizlere, anlam veremiyordu. Leyli meccani olması sebebi ile devlete karşı ‘’Mecburi Hizmet’’ yapmak onu üzüyordu. Böyle olmamalıydı. Bilime hizmet edenler bu sıkıntılarla karşılaşmamalıydı. Zaten parayı sadece yaşamak adına kullanan bu bilge insanlar, geçim sıkıntısı çekmemeliydi.

Hocamız, sıkıntılar içerisinde çalışmaya, geç saatlere kadar okumaya ve tezler hazırlamaya devam ediyordu. Sadece mühendislik değil, edebiyat ile alakalı derin araştırmalar içerisine giren hocamız, dil ve matematik arasında dahi bağ kurmuş, araştırma yapmış ve bunları bir teze oturtmayı başarmıştır. Her şeyle uğraşan adam olmuştur.
Katıldığı davet ve törenlerde, ilgiyi üzerinde toplayan hoca nezaketi ile de göz doldurmuştur. Hocanın nezaketi öylesine derindir ki; geri kalmış veya ilkel kelimeleri yerine mütevazi demeyi tercih etmiştir konuşmalarında. Buyrun nezaketin seviyesini düşünün…
Hocanın en önemli konularından biri ‘’Fotoelastisite’’ dir. Yüksek İnşaat Mühendisi Mustafa İnan, Zürich’in Eidgenösssischen Technischen Hochschule’sinde doktora yaparken bunları öğrenmeye başlamıştı. Yüzeysel olarak Fotoelastisite; madde üzerindeki gerilim dağılımlarını tespit etmek için deneysel bir metottur. Metot çoğunlukla metotların çok karmaşıklaşıp kullanılması zorlaştığında tercih edilmektedir. Doktora için Fotoelastisite laboratuvarında çalışmalar yapmıştır. Fark edilmesi imkansız olan hoca, İsviçre’de kalma fikrini ülkesinde çekeceği sıkıntıları bilerek reddetmiştir. Ülkesine hizmet etmek istemiş ve geri dönmüştür.

Rektörlük yaptığı zamanlarda, hem idareciliği hem bilim insanlığını hem de anlayışlı bir insan olmayı başarıyordu. Hocalar ve öğrenciler arasında öğrencilik yıllarından bu yana hakemlik yapmayı başarıyordu. Herkes ile anlaşmak zordu fakat hoca bunu yapabiliyordu. İnsanları değil, öğrencilerin hocalara olan ön yargılarını kırıyordu. Her kafadan bir ses çıkması, onu rektörlük görevinden soğuttu. Sürekli değişen kanunlar onun bakış açısıyla uyuşmuyordu. Kendisine yapılan bakanlık teklifini de bu sebeple reddetmişti. Bir bilim adamı böyle bir siyasi hayat yaşayamazdı çünkü. Türkiye Cumhuriyeti 4. Cumhurbaşkanı Cemal Gürsel’in ısrarlarına rağmen, görevi kabul etmedi.

Derslere gidip geliyor, kitap yazıyordu. Artık hocanın ömür sayfası tükenmeye başlıyordu. Jale hanım onun okula gitmesini istemiyordu, fakat hoca ‘’Bu iş şakaya gelmez, bir mühendisi düzgün yetiştiremezsek köprüler çöker, binalar yıkılır diyordu.’’ Bu düşünce yaptığı işin karşılığını hakkıyla veren, vicdanlı, akıllı, ülkesini tam anlamıyla seven ve kişiliği karşısında saygıyla eğilmek gereken bir insanın düşünceleridir. Bugün böyle insanlar görmek zordur. Paranın hakim olduğu, bilimin, vicdanın, insanlığın ve aklın mumla arandığı bu zamanda Mustafa Hoca harikulade bir örnektir..
Profesör zaman içerisinde çok yorulmuştu. Halsizlik baş göstermiş ve kendisini alı koymaya başlamıştı. Kış aylarında birden hastalandı. Dört yaşında damdan düştüğünden bu yana kendine gelemediğinin farkındaydı. Çektiği maddi sıkıntıları, düşünmenin zorluğunu, verdiği emekleri düşünüyordu. Ateşi yükseliyordu ve hocayı yurt dışına götürüp orada tedavi ettirmek istiyorlardı. Hoca karşı çıkıyor, ülkenin doktorlarına güvenilmesi gerektiğini düşünüyordu. Ayrıca mukavemet kitabını bitirmek istiyordu çünkü haziran ayında sınava girecek olan öğrencilerinin bu kitaba ihtiyacı vardı. Böylesine yüce gönüllü bir insan tarihte kez var olmuştu ve gelecekte kaç kez var olabilirdi.. Bir toplantıda Teknik Üniversite rektörü Jale hanım ile birlikte ısrarcı olmuş, Mustafa hocayı ikna edememişti. Masrafları Teknik Üniversite’nin karşılayacağı teklif edilince hoca sinirlenmiş, devletin parasını harcayacağı daha önemli yerleri var diyerek çıkışmıştı. Israrlar artık zora dönüşmüştü. Hoca Almanya’nın Freiburg şehrine götürüldü. Lösemi teşhisi koyuldu. Ateşi düşmüyor, halsizliği geçmiyordu. Jale hanım durumun farkındaydı ve Mustafa hoca durumdan habersizdi. Hasta yatağında dahi kitaplardan ayrılmıyor, yaptığı incelemeleri doktorlara anlatıyordu. 5 Ağustos 1967 gecesi Mustafa İnan uyanmamak üzere uykuya daldı. Hayatı boyunca ülkesinde yaşamak isteyen hoca, başka bir ülkede yaşama gözlerini yummuştu. Hüseyin İnan, yıkayacak kimse olmadığı için babasını hastanede yıkadı. Kara haberi alan Türkiye yasa bürünmüştü..
Mustafa İnan adına konuşmalar yapılmış, yaslar tutulmuştur. Şahsım adına Mustafa İnan’ı tanımak büyük bir onur. Bilime bu denli hizmet etmiş; kişiliği, yaşamı, düşünceleri ve yaptıkları ile örnek bir insanı tanımak gerektiğini düşünüyorum. Hocaların ders çıkarması, öğrencilerin örnek alması ve herkesin tanıması gereken bu kişiliği bizlere bu şekilde aktaran Oğuz Atay’ı da gözden kaçırmamak gerekir. 1970 TRT Roman ödülü alan kıymetli edebiyatçımıza teşekkür ve minnetlerimi sunuyorum.
Kitabı öneriler kısmına ekleyeceğim. Şiddetle tavsiye ettiğim kitabın, detaylı ve alıntılı olarak sizlere kıymetli Profesör hakkında daha çok bilgi vereceğinden ve sizleri daha çok etkileyeceğinden şüphem yok.
Mustafa İnan’ı minnetle yad ediyorum..
Muhammed Yenice


Bu kitabı okuduktan sonra, kelimelerin kökenine inmeye karar verdim,bir şiiri sondan başa okumayı denediniz mi diyordu, bunu yapmaya çalıştım. Ömrü yetse daha neler okur ne yapardı diye imkanım olsa ona zamanım dan armağan etmeyi düşündüm. Daha neler neler…
BeğenBeğen
Okumuş olmanız ne güzel. 🙏🏻
BeğenBeğen
Hatta kitabin analizi dahi.mevcut
BeğenBeğen