Unutulmayan Felaket ”V. I. Lenin Nükleer Santrali..”

”Çernobil” kulağa tanıdık geliyor. Peki daha önce ”Vladimir İlyiç Lenin Nükleer Santrali’ni duydunuz mu?

V. I. Lenin Nükleer Santrali” Patlama yaşanmadan önce.

Bence bir çoğumuz resmi adını bilmiyoruz. Aslında konuya dair derin bilgiye sahip olduğumuzu da düşünmüyorum. Belki geçen yıl ”Çernobil” mini dizisini izleyenler 33 yıl sonra böylesine etkili bir felakete dair bilgi sahibi olmuş olabilirler. Ben diziyi bugün bitirdim. Bilmediğim bir çok şey öğrendim. Şiddetle öneriyorum. Dünyayı ilgilendiren bir felaket olması sebebiyle oldukça rahatsız edici ancak bilgi sahibi olmak çok önemli.

Çernobil; Sovyet döneminde kurulmuş, RBMK-1000 tipi reaktörlerden oluşan bir nükleer santral elektrik enerjisi üretmek için kurulmuştu. Çernobil santrali, aynı isimli şehrin kuzeybatısına 14,5 km, Belarus – Ukrayna sınırına 16 km ve Kiev’in kuzeyine yaklaşık 110 km uzaklıktadır. Santral için kurulan Pripyat şehrindedir. Şehir ve santral kapalıdır fakat santral tam anlamıyla devre dışı değildir.

Takvimler 26 Nisan 1986 yaprağını gösterdiğinde, santralde meydana gelen patlamanın ilk saatlerinde uzun yıllar boyunca sebep olacağı tahribat anlaşılmamıştı. Zaten bilgilerim doğrultusunda söyleyebilirim ki; böyle bir hassasiyet söz konusu olsaymış, patlama yaşanmayacakmış. İlk anlarda patlamaya yangın muamelesi yapılmış. Doğal olarak çekirdeğin patladığı anlaşılana dek bir çok kayıp yaşanmış ve önlenebilecek durumdan önlenemeyecek hale gelen negatif durumlar hızlıca ortaya çıkmış. Daha sonra bilime inanan insanlar ışığında yapılan felaketi önlenebilir hale getirmiş, tabi etkiler önlenememiş. Diziyi izlememle birlikte iki hatalı tutum dikkatimi çekti;

Bilime yüz dönmek felaketlere kapı açmak demektir..

Konu her ne olursa olsun, akıllıca ele alınmıyorsa felakettir. Bugün, dijital ve teknolojik şartlarda hala bilime yeterince saygı ve önem gösterdiğimize inanmıyorum. Bilimden kastım uzaya çıkmak falan değil, tabi bu yazıda.. Kafasının dikine giden bir mühendis, sayısı dahi belirlenemeyen ölümlere yol açmış. Bu ölümler normal ölümler değil, sancılı ölümler olmuş. Diziyi izlerseniz, yeterince anlayacaksınız söylemek istediklerimi. Felaketlere karşı bilim en büyük anahtardır. Ekonomik bir krizin, bir hastalığın veya bir patlamanın anahtarı bilimdir. Bilim bizlere gerçekleri ve yaşanacakları gösterir. Buna yüz çevirmek, felaketi kucaklamaktır. Çok derinlere inip, izlemenizi engellemek istemiyorum. Sadece bu felaketten ben ders olarak bilimin siper edilmesi gerektiğini çıkarıyorum ve çıkarılmasını diliyorum. 2020 yılı ilk ayında felaketlerle karşıladı bizleri, böyle bir zamanda bilimi görmezden veya duymazdan gelmemeliyiz..

”Bilim öğrenmeye çalışın. Günlük dedikodularla, politikalarla uğraşmayın. Memlekete hizmet için, Avrupa ve ABD seviyesinde olmak için bilim lazım. Saygı istiyorsanız, önce kendinize saygı göstereceksiniz. Herkesten üstün değiliz ama kimseden de aşağı değiliz. Kendimizle iftihar edelim ki başkası da bize saygı göstersin.” sözleri Türk Biyokimya Profesörü Aziz Sancar‘a aittir.

Bilime inanmak ve bilim için çalışmak; doğrulara inanmak ve doğrular için çalışmaktır.

İtibar için felaketi kabullenmek, güce tapmak ve gerçekleri görmezden gelmek..

Dizi dışında da patlama sonrası teknolojiye ihtiyaç duyulduğunu okumuştum. İtibar sevdası, hükümeti yardım istemekten uzaklaştırmış. Sovyet hükümeti, Amerika’dan yardım istememişti. Boyun eğmemek için.. İtibar daha üstün tutulduğu için uzun bir zaman boyunca halk bilgilendirilmemiş, olay ülke dışına servis edilmemiş hatta hükümet dahi kısa bir süre boyunca çekirdeğin patladığından haberdar olamamış. İtibar sevdası, bir felaketi ateşlemiştir. İtibar sevdası için patlayan santral, itibar için önlenemeyen bir felaketin yuvası oldu..

20. yüzyılın en büyük bilim felsefecilerinden biri olan Avusturyalı Karl Popper; ”Güce tapma; putperestliğin ve kölelik kişiliğin en alçakça biçimlerinden birisidir..” demiş.

Sayısı belli olmayan insan, hayvan ve bitki ölümlerine sebep olan itibar.. Güce tapanlar, doğruyu göstermeye çalışanlara güvenmedi. Zaten genelde böyle olur, çünkü doğrular güç için her türlü yanlışı yapanların yoluna taş koyar. Gerçeklerin görmezden gelinmesine sebep olur. O gün doğruları söyleyen bir Kimyager Profesör, Valery Legasov doğruları söylediği ve bilime inandığı için büyük sıkıntılar çekti ve sonunda intihar etti. İntihar etti ama doğruları söylemekten vazgeçmedi. Güce değil, bilime hizmet etti. 34 yıl sonra bugün, şerefli biri olarak anılmasının sebebi bu..

Burayı bu konuda detaylı bilgilerle dolduracaktım fakat bunu dizi gayet başarılı şekilde gerçekleştirmiş. Okumak yerine izlemeyi tercih edenler olabilir, tabi umarım okumayı da seviyor ve tercih ediyorsunuzdur. O yüzden diziyi izlemenizi tekrar tekrar öneriyorum. Konu hakkında bilginiz yoksa müthiş bir bilgi, bilginiz varsa ciddi ek bilgiler edineceğinizden eminim. İyi seyirler dilerim.

Çernobil felaketini yaşayan, yakınlarını kaybeden ve felaketi önlemek için mücadele etmiş herkesi saygıyla yad ediyorum.

Muhammed Yenice

Yorum bırakın