Öğrencilerin Korkulu Rüyası ”Finaller”..

Galiba herkesin final dönemi geldi çattı, hatta bir kaç gün geç kalmış dahi olabilirim. Final dönemi ile ilgili söylenen ve yazılan birçok şeye ben de bir bir şeyler söyleyerek katkı yapmak istedim. Finaller bir bitişe değil, başlangıca giden yolun hazırlığıdır. Yaptığımız tüm çalışmalar, girdiğimiz sınavlar, hazırlanan sunumlar ve derste dinlediklerimizin tümü kelime kelime paha biçilmezdir.

Birkaç öneri ile devam edelim konuya..

1- Bilgi ezberlenmemeli, öğrenilmeli..

İnanın bana bu bir sır ya da mucize bir söz değildir. Bu gerçekten böyledir. Hangi bölüm, hangi ders, hangi konu, hangi soru olursa olsun, ”EZBER” bir hatadır. Bizim eğitim sistemimiz bizleri buraya sürüklemiş olsa da bu bilinçle yaklaşmak, özellikle üniversite döneminde bu bilinçte olabilmek bizleri daha bilgili hale getirir.

Yıllar önce genç bir öğretmen olarak Anadolu’nun ücra bir köyüne atandığımda ilginç bir durumla karşılaşmıştım. Dönem ortasında atamam yapılmıştı ve göreve başlar başlamaz birinci sınıfların öğretmenliğini üstlenmiştim. Sınıf tekrarı yapan bir kız öğrencim vardı, Ayşe. İlk derslerimden biriydi sanırım; öğrencilerimin eğitim durumları hakkında bilgi edinmek için okuma çalışması yaptırıyordum; sıra ona geldiğinde, bu kız sınıftaki hiçbir öğrencinin okuyamayacağı akıcılıkta metni okumuştu. Büyülenmiştim. Heyecanla sayfayı çevirerek diğer okuma parçasını da okumasını istedim. Aynı şekilde bu metni de akıcı bir şekilde okudu. O okudukça ben sayfaları çevirmeye, ben çevirdikçe o okumaya devam etti. TV spikerlerini andıran bir tonlama ile metinleri okuyuşunu unutamıyorum. Bu köy okulunda, değil birinci sınıf öğrencileri arasında üçüncü, dördüncü sınıflarda bile böyle okuyana rastlamamıştım. Fakat bu denli güzel okuyabilen bir öğrenci nasıl olmuştu da sınıfta bırakılmıştı? Ayşe yeni açtığı sayfadaki metni yine olağanüstü akıcılıkta okurken, ben şaşkınlık içinde bu sorunun yanıtını arıyordum. Birden kafamda bir şimşek çaktı; durmasını istedim ve birkaç paragraf atlayarak parmağımla gösterdiğim yerden devam etmesini söyledim. Ayşe kitaba, kitap ona bakmaya başladı; tüm sınıfa sessizlik hâkim olmuştu. Hemen yeni bir sayfa açtım ve bu yeni sayfayı okumasını istedim. Biraz önceki sessizlik sanki hiç yaşanmamış gibi, Ayşe o muhteşem okuyuşuna yine başladı. Fakat bu defa fazla ilerlemesine müsaade etmeden, elimle yavaşça okuma parçasını kapattım ve gözlerimle devam etmesini işaret ettim. Ve Ayşe metni görmemesine rağmen tüm akıcılığıyla devam etti. Okuma bilmeden tüm kitabı seslendiriyordu. Kuran’ın anlamını bilmese de baştan sona ezbere bilen hafızlar gibi, tüm kitabı ezberlemişti. Kim bilir bu kitabı ezberlemek için kaç kez, kaç gece tekrar etmişti? Elbette tekrar etmek ve ezberlemek aynı anlama gelmez. Tekrar etmek, kimi zaman öğrenmek kimi zaman da bilgiyi ezberlemek için yapılabilir. Zira öğrenme ve ezberleme de birbirinden oldukça farklıdır. Öğrenme, herhangi bir şeyi belleğimize depolamaktan çok daha karmaşık bir işlemdir. Herhangi bir şeyi, onun ne işe yaradığını, ne anlama geldiğini bilmezsek tam olarak öğrenemeyiz, ancak ezberleriz. Öğrenmek için bilginin akılda tutulması yeterli değildir, aynı zamanda transfer edilebilmesi de gerekir. Akılda tutma, bilginin daha sonra anımsanmak üzere bellekte saklanmasıyla ilgilidir. Transfer ise, bu bilginin yeni problemlerde/durumlarda kullanılmasıdır. Kısacası Ayşe ezberlemişti ama öğrenmemişti.

Diye anlatıyor, Ankara Üniversitesi Eğitim Bilimleri Fakültesi’nden Dr. Ahmet Yıldız.

Amerika’da yıllarca ekonomi dersi vermiş bir hocam olmuştu. Bizlere ekonominin temelini oturtmaktı tüm amacı. Not, sınav, ödev ve ortalama gibi şeyler sadece birer formaliteden ibaretti. Şu an Boğaziçi Üniversitesi’nde kendisi. Ezberci eğitim sistemini sürekli eleştirirdi. Bugün ezberlemek, yarın unutmak demekmiş.

Aklınıza yatmayan bir şeyin, kalıcı olması pek kolay değildir. Formüllerin bu yüzden ispatlarına ihtiyaç duyulur. Bir bilginin neden ve nereden geldiği belli değil ise, varlığı da o kadar az olur. Bu yüzden ezber yapmayın, öğrenmeye çalışın. Gerekirse sınavdan düşük alın ama konuyu öğrenmiş olun. Bu daha önemlidir.

2- Bir Süreliğine Konfor Alanını Unut..

Bazen başarı için, bazı kısa süreli mutlulukları feda etmek gerekir. Uzun vadede başarı sağlamanın bir kuralı da budur.

Sınavlar bitene kadar zorluk çekmeyi ilke edinmek büyük bir başarıdır. Daha önce de konfor alanı ile ilgili detaylı bilgiler paylaşmıştım yazılarımda. Odaklanmak ve bir süreliğine hayatınızı sadece sınavlar için çalışmaya adapte etmek zorundasınız. Belki izlemek istediğiniz bir dizi, film var belki de arkadaşlarınızla dışarı çıkmak istiyorsunuz ama bir dersten kalmak, bunların hiç birine değmez. Her şeyi zamanında yapıp, başarıyı yakalamalısınız.

3- Ertelemeyin..

Bir arkadaşım üzerinde denedim. Final dönemlerinde bazı dersleri bütünleme sınavlarına bırakıyordu, diğerlerine çalışma fırsatı olsun diye. Bir türlü olmadı. Bütünlemeye bıraktığı hiçbir sınavı geçemedi.

Sınavların ertelenmesine sevinen öğrenciler, daha fazla çalışacak zaman kazandıklarını düşünürler. Fakat yapılan araştırmalar da göstermiştir ki, öğrencilerin %90’ı çalışmazlar. O yüzden ertelenmesini dilemek yerine, zamanında yapılması gerekeni yapmak gerekir.

4- Yazarak çalışın..

İşte bu bir sır olabilir. Öğrenmenin büyük bir sırrı..

Yazarak çalışmak öğrenmenin en etkili kısmıdır. Yazarak çalışan, iki kez tekrar eder sözü bunu doğrular. Bir yazmak, iki okumaktır sözü de aynı şekilde.

Hem kendi özetinizi çıkarmış olursunuz, hem tekrar ederken anlarsınız, hem de yazarken zaten öğrenmiş olursunuz. Yazmak önemlidir..

Üç ayrı araştırmaya göz atalım;

  • Princeton Üniversitesi ve UCLA’in Psychological Science dergisinde yayınlanan ders boyunca elle not tutan öğrencilerin, bilgisayarla öğretmeninin her dediğini bilgisayara geçiren öğrencilerden daha başarılı olduğunu ortaya koydu. Kelimesi kelimesine dikte işlemi, her ne kadar daha çok ve kapsamlı notlar oluşmasını sağlasa da, konuyu anlamada bir fayda oluşturmuyor. Aksine, elle not tutan öğrenciler aldıkları bilgiyi işleyip, nota dönüştürecek şekilde kısaltırken çok daha fazla öğrenmiş oluyorlar. Dersin sonunda sorulan sorulara da daha yaratıcı, daha “kendi sözcükleriyle” yanıtlar verebiliyorlar.
  • Telefonda konuşurken önündeki kağıda bir şeyler çiziktirmeden duramayanlardan mısınız? İyi haber: Karalamalarınız, konuştuklarınızı daha iyi hatırlamanıza yardımcı oluyor. 2009 yılında Journal of Applied Cognitive Psychology’de yayınlanan bir çalışmada, bir etkinliğe katılacak insanların isimlerinin sıralandığı bir telefon kaydı 40 katılımcıya dinletildi. Katılımcıların yarısı mesajı dinlerken karalama yaptı, diğerleri sadece mesajı dinledi. Sonunda önceden bilgisi verilmemiş bir hafıza testi yapılan kişilerden, karalama yapan grupta olanların yüzde 29 oranında daha çok isim hatırladığı ortaya çıktı.

Önünüzdeki kağıdı karalarken görülüp toplantıya dikkatinizi vermemekle itham edildiğinizde bu çalışmayı müdürünüze gösterebilirsiniz. Finallerle ilgili olmasa da yazmanın önemini vurguluyor bu madde.

  • San Francisco Eyalet Üniversitesi’nden psikolog Kevin Eschleman’ın 2014 tarihli çalışması, yazmak gibi yaratıcı aktivitelere katılanların hem profesyonel hem de özel hayatlarında yüksek performans gösterdiğini ortaya koydu. Yaratıcılığın artması ayrıca kişilerin problem çözme becerilerini de geliştirdi. Farklı iş gruplarından 400’den fazla çalışanın katıldığı çalışmada, her iş grubunda yazmak gibi yaratıcı işlemlerin kişileri olumlu yönde etkilediği gösterildi.

Ve tabi ki en önemli tavsiye…

Sınavlar sizden değerli değildir..

Unutmayın ki bugün çalıştığınız ve yaptığınız her şey geleceğinizi inşa eder. Başarılı olmak büyük mutluluk, başarısızlıklar da tecrübe ve yeni yol haritaları olmalı, stres ve üzüntüler yerine. Unutmayın final, vize, yazılı, sözlü veya proje diye adlandırılan her sınav sizin için bir başlangıç oluşturur, bir son değil.. Başarı onu yakalamak için başarısızlığı göze alanların hakkıdır.. Herkese başarılar dilerim.. Sevgilerle.

Muhammed Yenice

Yorum bırakın