
Bir yılın daha sonuna geldik. Her yıl aynı zamanda farklı bir yılı tamamlamış olmanın tadı ile yeni bir yıla girmenin heyecanı arasında gidip geliyoruz. Bu heyecanın miktarı; birileri için 10, birileri için 25, birileri için 37 olabilir. Değişen tek şey her yıl olduğu gibi rakamlar ve beklentiler. Her tamamlanan yıl da bu yılda geçti gitti önümüzdeki yıl şunlar olacak diye umut edilerek yaşanıyor. Bir sonraki yıl bunun gerçekleşme oranı biraz düşük oluyor tabi.
Ben bu yıl yine her yıl olduğu gibi birkaç konuda problemler gözlemledim. Bu arada yanlış anlaşılmak istemem, ben problemlere genelde kendimden yola çıkarım. Yani genelde bahsettiğim konular üzerinde aynı problem, hata veya eksikliklere sahibim veya sahiptim diyebilirim.
Şimdi bunları; sizlerle kategorilerde, kendi içinde ayırarak paylaşacağım.
- Eğitim
- Kişisel Gelişim
Bu konuya her hafta yeni bir kitap çıkaranlar gibi yaklaşmak istemiyorum. Doğrusu çok kaliteli kitaplar bulunmuyor değil. Ben de kitap okumaya böyle başlamıştım. Fakat bugün o kadar gereksiz kişisel gelişim kitapları görüyorum ki, özellikle ilişkiler üzerine yazılanlar tam bir facia olabiliyor. Kişisel gelişimden kastım sevdiğiniz insana kaçan kovalanır taktiği uygulamanız değil tabi ki.

Burada görülen ‘’AŞK’’ bölümü benim bahsettiğim alanı kapsıyor. Bahsedilen aşk romanları değil. İlişki sırları.
Kişisel gelişim, bir insanın kendini her anlamda geliştirmesidir. Bunu başarabilmek için; ilham ve örnek almaya ihtiyaç duyarız. İnsanların tecrübe ve davranışlarından, kitaplarda bulunan bilgilerden yararlanırız.
Bence kişisel gelişimin en önemli parçası eğitimdir. Çünkü gelişim şüphesiz öğrenmekle sürdürülür.
2. Bilginizi Arttırın
Bir şeyler öğrenmek bence yaşam boyunca sonlandırılmaması gereken en yüce davranıştır, gelişiminde yapı taşıdır.
20. yüzyılın en başarılı yatırımcılarından biri olarak gösterilen; Amerikalı iş adamı ve hisse senedi yatırımcısı, Warren Edward Buffett, ‘’Yapabileceğiniz en büyük yatırım, kendinize olandır. Ne kadar çok öğrenirseniz, o kadar çok kazanırsınız’’ sözünün sahibidir. Warren Buffett sadece yatırımlar yaparak para kazanmış ve zenginleşmiş biri değildir. Wharton Business School Ekonomi lisans eğitimini tamamlayan Buffett, Columbia Business School Risk Analizi yüksek lisans derecesini aldı. Üniversitelerde Risk Analizi ve Yatırım üzerine dersler bile verdi. Gününün %80 ini okuyarak geçirdiği röportajlarıyla sabittir.
Buradan hareketle en sevdiğim kısım olan ‘’kitap okuma’’ kısmına geçebiliriz.
3. Kitap Okuyun
Bu konu gerçekten artık o kadar dile getiriliyor ve insanın kafasına vurula vurula söyleniyor ki; bazen can sıkıyor farkındayım. Ancak önemi o kadar büyük ki, değinmeden geçemiyorum.
2016 yılında yapılan tüik araştırmasına göre; Kitap okumak ihtiyaç listemizin 235. Sırasında yer alıyormuş. Ülke genelinde 6 saat televizyon, 3 saat internet kullanılırken 1 dakika kitap okunuyormuş. Şu an bu veri hala düşük düzeylerde. 2008 – 2019 arası %12 değişim var fakat bu yeterli hatta geçerli bir değişim değil. Dünya sıralamamızı görmek ister misiniz;
Türkiye 86. sırada, haberin tamamına linkten ulaşabilirsiniz.
https://www.cnnturk.com/dunya/dw/unesco-turkiye-kitap-okuma-oraninda-86inci-sirada
Kitap okumak yerine, mükemmel dizi ve yarışmalarımıza vakit ayırmak daha cazip geliyor. Öğrenmeyi sevmiyoruz, ya da aklımıza bile gelmiyor. Bugün çok güzel adımlar atılıyor, gerçekten gelişim gösteren güzel insanlar ve girişimler var fakat biz de bunları destekleyecek gelişmişlik düzeyi yok. Yeni yılda kendimize okumayı amaç edinelim. Telefon, bilgisayar veya televizyon bilgi sağlıyor olabilir, buna katılıyor ve destekliyorum. Ama asil bilgiyi, kitapların üstünü çizerek öğrenebileceğinizi unutmayın.
Burada sizlere kitap nasıl okunur, neden okunur, nereden başlamalısınız konularından bahsetmedim. Kitap okumanın egzersiz yapmak gibi belli kuralları olduğunu düşünmüyorum. Benim vurgulamak istediğim, bunun büyük bir eksiklik olduğudur sadece..
4. Yabancı Dil Öğrenin veya Geliştirin
2016 yılında açıklanan İngilizce Yeterlilik Verileri Proficiency sınavına göre değerlendirilmiştir. Benim de daha önce hazırlık okulunda vermiş olduğum bu sınav; okuma, dinleme ve yazma kısımlarından oluşur. Paragraf, cümle ve kelime okuma kısmında, note-taking (not alma), duyduğunu anlama dinleme kısmında ve verilen konuya göre essay (kompozisyon) 350-500 kelime arası yazarak oluşturulan bir sınavdır. Bizim verilerimiz burada da pek iç açıcı değil. İngilizce dünya dili olması sebebi ile baz alınmıştır. 2016 yılında 26 Avrupa Ülkesi içerisinde sondan ikinci olan Türkiye, Dünya genelinde 72 ülke arasında 51. Sırada bulunmuştur. Aşağıda 2018 yılı EF EPI (Education First, English Proficiency Index) verileri bulunuyor;

Yazılar tam olarak görünmüyor, renk bazında sıralama başlangıç olarak; lacivert, koyu yeşil, yeşil, açık yeşil, koyu sarı, sarı, turuncu olarak sonlanmaktadır. Haritaya bakarsanız, bizim hala son kategoride olduğumu görebilirsiniz. Türkiye sıralama olarak; 73. Sırada 88 ülke arasında.
Profesör hocamız İlber Ortaylı yabancı dilin önemini, ‘’Yabancı dil dünyanızı değiştirir; sizi farklı, belki hayal etmediğiniz yerlere taşıyabilir. Demek ki içinde bulunduğunuz çevreyi, öğrendiğiniz dil sayesinde yırtacaksınız. Ama unutmayın, tek bir dil öğrenmek asla yetmez. En az iki-üç dil bilmelisiniz’’ sözleriyle vurgulamıştır.
Bilimsel araştırma yapanlar, tez yazanlar anlatmak istediğimi anlayacaklardır; yabancı dilde yazılan makaleleri eğer o yabancı dili bilmiyorsanız, çevirdiğinizde bazen sizleri yanıltabilir. Araştırmanızı ve tezinizi mahvettiği yetmezmiş gibi, bir yerlerde yanlış bilginizi paylaşmanıza dahi sebep olabilir. Bu yüzden o dili bilmek ve makaleyi o dilden anlamak gerekir. Yurt dışına gittiğinizde, tarihi yapıları kendi dilleriyle okumak, o halk ile kendi dillerinde sohbet etmek asla ortak bir dil kullanmaya benzemez. Tabii ki tüm dilleri bilmek zor, anlatmak istediğim yabancı dil öğrenmek gerektiği veya bilinen yabancı dillerin geliştirilmesi gerektiğidir..
5. Hobi Edinin
Bu konunun önemi ciddi anlamda çok büyük ve derin. Karikatür çizimden, klarnet enstrümanına kadar birçok hobi ile ilgilendim. 2019 yılında bateri çalmayı öğrenmeye başladım. İnsanın bir hobisinin olması, sinirli anlarında sakinliğe, boş zamanlarından öğrenmeye, bazen maddi sıkıntı içerisindeyken para kazanmaya kadar birçok konuda yardımcı oluyor.
Bir konferansta bilinen bir şirketin İnsan Kaynakları Departman Müdürü; CV’lerin hobi kısmına yazılan; kitap okumak, sinemaya gitmek, arkadaşlarınızla dolaşmak gibi faaliyetlerin değerlendirmeye alınmadığını, çünkü hobi olmadığını paylaşmıştı. Unutmayın.
Hobinin yaşı yoktur. Keman virtüözü olamayabilirsiniz, eğer yeteneğin doğuştan geldiğine inanıyorsanız. Yalnız, benim bahsettiğim size faydalı bir uğraş ve öğretici olmasını sağlayabilirsiniz. Bugün birçok işveren, daha önce ilgilenilen ve ilgilenilmeye devam eden hobilerle ilgilenir. Akademisyen olmak istediğimi söylediğimde; çok kıymetli bir hocam, sanat ve sporla ilgilenmeyi sakın bırakma demişti. Zamanla daha iyi anlıyorum..
2020 yılınız yeteneğinizi ya da hobinizi arayıp bulduğunuz yılınız olsun.
- Ekonomik ve Finansal
Ekonomik olarak ülke bazında inişli, az da olsa çıkışlı bir yıl yaşadık. Herkesin dilinde ekonomik terimler dolaşmaya başladı. Herkes yorumlamaya, geleceği görmeye, bu konuda müthiş bilgiliymiş gibi tartışmalara girmeye başladı. Sonunda bu yıl tamamlandı. Enflasyon, işsizlik, dolar kuru, asgari ücret, zamlar, faizler geldi geçti, ama bitmedi. Önümüzdeki yıl aynı yerden devam edecek her şey. Ülkenin ekonomik durumundan bahsetmeyeceğim, sadece tek söyleyeceğim bir ülkenin ekonomisi kötüyse bilin ki, büyük çoğunlukla halk suçludur. Devletin yanlış politikaları bile olsa, buna uyup hesapsızca işler gören bizler berbat ederiz ekonomiyi. Amerika’da 2008 yılında yaşanan krizde; yolsuzluklar yapıldığı biliniyor, kabul. Peki, aktif olarak çalışmayan bir insan nasıl oldu da ev sahibi olabileceğini düşündü? Hiç mi kendine sormadı ben bu parayı ödeyemezsem ne olur diye. Şimdi siz cevaplayın suç kimde?
- Tasarruf Yapın
Benim kendi öğrendiklerime göre; ki bilenler bilir, Türkiye’nin en değerli ekonomistlerinden ders alarak, okuyarak ve dinleyerek öğrendim. Onların fikirlerini ve bilgilerini edinme şansım olduğu için çok şanslıyım. Onları tanımaktan kıvanç duyuyorum.
Tasarruf, düzgün bir ekonomik modelin yapı taşıdır. Gerek devlet gerek halk tarafından yapılan tasarruflar, yatırımlara dönüşür, yatırımlar fayda sağlar ve büyüme ile kalkınma gerçekleşir. Büyüme ve kalkınma farklı şeyler ama maalesef bunu şimdi anlatmayacağım, çünkü ben kişisel tasarruftan bahsedeceğim
Yeni yılda lütfen kişisel tasarrufunuzu yapın. Bu ülkenin vatandaşları olarak, bu konuda bilinçli olmamız şarttır. Gereksiz harcamalardan lütfen kaçının. Geçim sıkıntısı şüphesiz herkesin yaşadığı bir durum fakat ben hala kısılacak yerler olduğunu düşünüyorum. Mesela, kötü alışkanlıklar.
Yaptığınız tasarruflarınızı, mantıklı yatırımlarla değerlendirebilir, hem kendinize hem ülkeye fayda sağlamış olursunuz. Alıp vermek ekonomiye can verir, fakat hesapsız alıp vermek ekonominin canını alır, unutmayın.
2. Borçlu Yaşama Alışmayın
Herkes bir şeylere sahip olmak ister. Ama bizler bu sahip olma işini artık üst seviyelere çıkardır. Atalarımız ‘’Ayağını yorganına göre uzat’’ demişler, ne güzel demişler. Bunu başarın. Borç ödeyerek ev sahibi olmak güzeldir. Bir evin içindeki mutluluk şüphesiz paradan kıymetlidir. Hatta ben; milli mutluluk, milli gelirden önemlidir derim. Bir aile kurmak ve bir yuvada mutlu yaşamak için borç ödenir. Gel gelelim benim can alıcı soruma, sizce elinize asla ulaşamayacak bir parayı borçlanıp tatile gitmek doğru mudur? İnsanlar tatile ihtiyaç duyar, doğru. İnsanlar sıkıntıdan patlasın mı, hayır. Ama nasıl açıklayacağız olmayan paranın borç alınma durumunu. Bir haftalık tatil, bir yıllık cehenneme mi dönsün. Bu tatilde dinlenmek midir, yoksa bir yıl yorulmak mı?
Bu konunun dengesini iyi kurun. Akıllıca davranın, kısa vadede mutluluğunuz uzun vadede sıkıntınıza dönüşmesin.
- Teknolojik
27 Aralık 2019 tarihinde Yerli Otomobilimiz TOGG (Türkiye Otomobil Girişim Grubu) gösterime çıkarıldı. Gerçekten onur duydum. Yine milletimiz adına yaşanan müthiş anlardan biriydi. Emeği geçen herkese şükranlarımı sunuyorum.
Dijitalleşme ile ilgili yazımı okuyanlar, Türkiye’nin teknolojik olarak konumunu az çok anlamışlardır diye düşünüyorum. Çünkü Türkiye’nin dijitalleşme konusunda ki öncülerinin katıldığı bir zirvede bulunarak paylaşmıştım bahse konu bilgileri.
Türkiye’nin yatırım yapması gereken teknolojik konuların başında altyapı yatırımı bulunuyor. 5G teknolojisi için gerekli olan altyapı konusunda ülkemizin ciddi bir eksiği var. Gerekli yatırımlar yapılarak bu altyapı oluşturulmalıdır.
Teknolojik olarak, eğer ilginiz var ise; Japonya, Güney Kore, Çin, ABD ve Avrupa günden güne gelişimlerini sürdürüyorlar. Özellikle Japonya, Çin ve ABD çok farklı bir yönde ilerliyor. Silikon Vadisi yıllardır öyle yeniliklere imza atıyor ki şaşırmamak elde değil.
Geçenlerde, arkadaşlarımla sohbet ederken bir şey fark ettim. Biz genelde, bilgisayarım var mail atmama ve internete girmeme yetiyor, yeni çıkan bir bilgisayara ne gerek var diye yaklaşımda bulunuyoruz. Gereksiz bir harcama gibi görülen bu teknolojik yaklaşım; ekmek ve su gibi kıymetli aslında. Bildiğiniz üzere Barış Özcan Youtube hesabından Türkiye’nin ilk 8K vlogunu yayınladı. Kendisi tüm yorumların, ancak 720P video izleyebileceğimiz aygıtlarla nasıl 8K video izleyelim serzenişleri ile dolu olduğunu söylüyor. Teknolojik gelişim böyle bir şey, her yerden video izlenir doğru. Peki, ya videonun kalitesi.. Sizlere bahsedeceğim yenilikleri bende Barış Hoca’dan öğrendiğim için, linkleri ekleyeceğim o sizlere daha güzel anlatacaktır.
Teknolojiye finansal yatırım yapılmalı ama ben yine bireysel yatırımdan bahsedeceğim. Artık her çalışkan ve okuma ışığı barındıran öğrencinin, Tıp, Eczacılık, ya da Türkiye’nin en iyi İşletme bölümüne değil Mühendisliklere yönlendirilmesi gerektiğini düşünüyorum. Ciddi ve sistemli bir eğitimle, teknolojik gelişmelere katkı sağlayacak, ülkeyi bu yönde ilerletebilecek beyinlerin ülke içerisinde kalmasını sağlayabileceğimizi düşünüyorum.
TÜİK verilerine göre 2017’de 113 bin 326 kişi Türkiye’yi terk etti. Yurt dışına gidenlerin sayısı sadece bir yılda %63 arttı. Türkiye’yi terk eden her beş kişiden ikisi 20-34 yaş aralığında. Gidenler arasında kadınların oranı %37’den %42’ye çıktı. Ve yine veriler gösteriyor ki, gidenlerin büyük bölümü eğitimli-kentli kesim. Bu demek oluyor ki biz, burada kalmak istemiyoruz. Ben her zaman gidip kurtulmaktan değil, kalıp kurtarmaktan yana oldum. Bunun bu şekilde olmasını sağlamalıyız.
Şüphesiz 2020 yılı, takip eden yıllar gibi teknolojik yenilik ve gelişimlerin olduğu bir yıl olacaktır. Kulak tıkayıp, görmezden gelmek yerine üzerine üzerine ilerlemek gerektiğini düşünüyorum. Bugün kulak tıkadığımız şeyleri, yarın televizyondan izleyip ‘’vaay be’’ dememize gönlüm el vermiyor..
- Çevresel
Yaklaşık bir hafta önce, Avrupa Birliği İklim Hareketi ile ilgili sunum yapma fırsatım oldu. Baya ilginç bilgiler edindim ve bilinmeyen ama öğrenmiş olduğum bilgileri paylaştım.
Küresel ısınma, çevre kirliliği, iklim değişikliği falan derken Dünya’mızın başı türlü belalarla dolu. Bizden yardım bekliyor ama bizler oralı olmuyoruz bir türlü. Hollanda tarafından araç kullanımının vergilendirildiğini öğrendim, evet aynen bizim gibi. Tek bir farkla, verginin kullanım alanı. Hollanda, emisyon gazı sebebiyle alıyor bu vergiyi..
Avrupa, iklim hareketi ile savaşmak üzere, bir sistem kurdu. Emission Trade System (ETS) Emisyon ticaret sistemi; 2005 yılında sera gazı salgılanan işletmelere, belirli bir hak tanıyarak bu hakkı aşanların cezalanarak aşmayan işletmelere para ödemesiyle döngülenen bir sistem. Bu sistem sera gazı kullanımında azalmayı teşvik etti ve başarılı oldu.
Bir ara sürekli dillerde dolaşan Ozon Tabakası konusu vardı hatırlıyor musunuz? Ozon tabakasına neler olmuş bir bakalım;

1970’lı yıllarda bilimsel araştırmalar bu tabakanın zarar gördüğünü, ve UV ışınlarının Dünya’mıza rafine edilmeden geleceğini, bunun bizim için kötü sonuçlar doğuracağını ispatlamış. Daha sonra tabakanın delinmesine yol açan gazlara karşın, insanlar tarafından üretilen F-gases (Florlu gazlar) üretilmiştir. Ozon tabakasına zarar vermeyen bu gazların kullanımı artmış fakat bu gazlarında küresel ısınmaya yol açtığı tespit edilmiştir. Ozon tabakasının şu an iyileşmesi bunun sürekliliğini kanıtlamıyor. Sürdürülebilir çalışmalara ihtiyaç duyuluyor. Avrupa Birliği ciddi yatırım ve projelerle bu konulara katkı sağlıyor.
Bunlar benim de sunumu hazırlarken edindiğim bilgilerdi. Şimdi sizlere belki sizin de bildiğiniz, ancak bu yazıda olması gerektiğini düşündüğüm bilgileri paylaşacağım.
Bir tişört üretimi için sizde kaç litre su harcanıyor?
Cevabınızı ve yanıtı duyduktan sonra yaşayacağınız şoku gerçekten hissetmek isterdim.
Renkli tişörtlerimizle, elimizde bulunmayan rengini almak için savaş verdiğimiz tişörtün üretimi bizden neler götürüyor, bir bakalım;

Bir kişinin yaklaşık 30 ay tüketeceği su bir tişört için kullanılıyor.
Bir ürünün üretiminde kullanılan su miktarına su ayak izi denilmektedir.
| ÜRÜN | MİKTARI | HARCADIĞI SU (LİTRE) |
| Su | yarım pet şişe | 5,5 |
| Bardak süt | 200ml | 200 |
| Çay | 1 fincan,3 gr çay | 28 |
| Kahve | 1 fincan, 7 gr kahve | 140 |
| Kola | 1 litre | 9 |
| Elma suyu | 1 bardak (200 ml) | 190 |
| Bira | 1 bardak (250 ml) | 75 |
| Şarap | 1 kadeh (125 ml) | 120 |
| Buğday | 1 kg | 1300 |
| Ekmek | 1 dilim | 40 |
| Pirinç | 1 kg | 3400 |
| Pilav | 1 porsiyon | 100 |
| Patates | 1 kg | 900 |
| Soya | 1 kg | 1800 |
| Şeker | 1 kg (şeker kamışından) | 1500 |
| Küp şeker | 1 adet | 7,5 |
| Portakal | 1 adet (100 gr) | 50 |
| Portakal suyu | 1 bardak (200 ml) | 170 |
| Elma | 1 adet (100 gr) | 70 |
| Domates | 1 kg | 180 |
| Peynir | 1 kg | 5000 |
| Biftek | 1 kg | 15500 |
| Hamburger | 150 gr biftek | 2325 |
| Koyun eti | 1 kg | 6100 |
| Keçi eti | 1 kg | 4000 |
| Tavuk eti | 1 kg | 3900 |
| Yumurta | 1 adet | 200 |
| Hindistan cevizi | 1 kg | 2500 |
| Dondurma | 1 külah | 1500 |
| Kahve | 1 kg | 21000 |
| Çay | 1 kg | 9200 |
| Yumurta | 2 adet | 400 |
| Karpuz | Orta boy | 175 |
| Tişört | 250 gr pamuk | 2700 |
| Kot pantolon | 1 kg pamuk | 10800 |
| Ayakkabı | 1 kg deri | 16600 |
| Otomobil | 1 adet | 300-400 m3 |
| Rafine petrol | 1 varil | 7000 |
| Biyodizel | 1 litre | 11000 |
| Çelik | 1 kg | 240 |
| Kağıt | 1 adet A4 | 10 |
Doğrudan veya dolaylı olarak kullandığımız sular yalnızca su hacmini değil, aynı zamanda kullanılan suyun türünü ne zaman ve nerede kullanıldığını da göstermek amacıyla sınıflandırılmıştır. Su ayak izi kavramı kullanılan suyun kalitesine ve kullanımına göre üç temel birleşenden oluşmaktadır. Bu üç temel birleşen mavi, yeşil ve gri su ayak izidir.
Mavi su ayak izi; bir malı veya hizmeti üretmek için kullanılan yüzey ve yeraltı su kaynaklarının tümüdür. Mavi su ayak izine kısaca tatlı su kaynağıdır denilebilir. Türkiye’deki üretimin yaklaşık %19’u mavi sudur.
Yeşil su ayak izi; bir malı veya hizmeti üretmek için kullanılan yağmur sularının tümüdür. Bu yağmur suyu yeraltı sularına karışmaz, toprakta veya toprağın üstünde kalır. Türkiye’deki üretimin yaklaşık %64’ü yeşil sudur.
Gri su ayak izi; kirlilik yükünün bertaraf edilmesi için kullanılan tatlı su miktarıdır. Kısacası kirletilen su miktarıdır. Türkiye’deki üretimin yaklaşık %17’si gri sudur. Gri su ayak izi nüfusun artması ve endüstrinin gelişmesi ile doğrudan bağlantılıdır.
Ülkemizde suyun en büyük kısmını %72 ile tarımda, %18’i evlerde ve daha az payı %10’nunu endüstride kullanmaktayız. Tarımın da en büyük su ayak izi yeşil sudur, yani yağmur sularıdır. Türkiye’deki ithalatın en büyük payı buğday ve pamuk yine tarımsal kaynaklıdır.

Lavaboya dökülen bir kilogram atık yağ, bir milyon litre içme suyunu kirletiyor.

Kullanılmayan aletlerin prizde bırakılmasını engelleyerek, yılda 153 kWh enerji tasarrufu yapabiliriz.
Bir bulaşık makinası çalışırken saatte 1,2 kWh enerji tüketir, bu şekilde hesaplayabilirsiniz.

Bu fotoğraf avlanan Gergedanın neden avlandığını gösteriyor. Beni çok etkileyen fotoğraflardan biridir. Hayvanlar bizim tatmin olmamız için yaratılmamıştır, yeri geldiğinde bizden daha faydalı varlıklardır.
İklim değişikliği, küresel ısınma, su kirliliği, enerji kullanımı ve canlılara karşı olan tutumuzu bir arada inceledim. Neden mi?
Küresel ısınma, çevre kirliliği, iklim değişikliği, hayvanların neslinin tükenmesi, enerji sarfiyatı ve diğer tüm benzer konular bir zincirdir. Hepsi birbirini etkiler, ve bu zincir dönmeye başladığından bu yana Dünya günden güne kötüye gitmektedir. Biz ufak dokunuşlarla önlemimizi almalıyız. Bir musluğu kapatmayı, bir düğmeyi kapatmayı veya bir hayvana bir kap su vermeyi küçümsemeyin..
Son olarak; İsveç’li iklim aktivisti genç, Greta Thunberg’in videosunu izlemenizi tavsiye ederim. Türkçe alt yazılı olarak ekledim.
Greta olayı çok güzel anlatmış..
2020 daha temiz ve geleceği parlak bir Dünya bıraksın bizlere, ya da biz geleceğe bırakalım..
- Toplumsal
Türkiye İstatistik Kurumu’nun araştırmasına göre, ülkedeki mutlu insanların oranında gerileme oldu. 2018’de mutsuz olduğunu belirten bireylerin oranı yüzde 11,1’den yüzde 12,1’e yükseldi. 2017 yılında erkeklerde yüzde 53,6 olan mutluluk oranı 2018´de yüzde 49.6’ya, kadınlarda da yüzde 62.4’ten yüzde 57’ye düştü. TÜİK’e göre yaş gruplarına göre mutluluk düzeyi incelendiğinde 65 ve üzeri yaş grubu, 2017 yılında yüzde 66,1, 2018 yılında da yüzde 61,2 ile en yüksek mutluluk oranının görüldüğü yaş grubu oldu. En düşük mutluluk oranı ise 2017 yılında yüzde 53,1, 2018 yılında da yüzde 47,8 ile 45-54 yaş grubunda görüldü.
Buradan hareketle, mutluluktan bahsetmem gerekirse, mutsuz olduğumuzu rahatça söyleyebilirim. Mutlu değiliz ve yanı sıra; öfkeli, aksi, tehlikeli, tahammülsüz, vicdansız, merhametsiz olmaya başlıyoruz. Hatta olduk bile galiba.
Önceki yazımda da belirttiğim gibi; ekonomik veya kültürel şeylere bağlayamıyorum. Ben eğitim eksikliğinden kaynaklandığını düşünüyorum. Anlatmak istediğim şu; bir insan gelişmeye başladığında, onu karşısına alıp ona gerekli konuşmayı yapması gereken ebeveynlere ihtiyacı vardır. Bu da çocuk sahibi olurken akıllıca hareket etmeyi gerektirir. Yani eğitimden kastım okul değil, aile eğitimidir.
Birinden özür dileyince şoka uğruyor. Karşı taraftan böyle bir beklentisi yok çünkü. İnanamıyor. Ahlaki değerlerimizin son demlerindeyiz galiba. Yüksek maaşlı, eğitimli insanlar sürekli kavga halindeler. Yerli otomobil üretiminde sosyal medyada öyle yorumlarla karşılaştım ki. Akıllara zarar. Böyle eğitimli insanlar nasıl bir canavara dönüşebiliyor anlayamıyorum.
Öfkemizi kontrol edebilirsek daha tutarlı işler yapabileceğiz diye düşünüyorum. Bu kadar öfkeli ve gergin devam edersek tüm ülke birden bomba gibi patlayacağız. Otobüse biniyorsunuz; şoförün suratı asık, oturuyorsunuz yanınızda ki vatandaşın yüzü asık, yaşlı biri geliyor ayakta bekliyor yüzü asık, yer veriyorsunuz teşekkür etmeden oturuyor yine yüzü asık, etrafta ki gençlere kötü gözlerle bakıyor. Anlam veremiyorum ve gerçekten araştırmalarla sonuçlanacağını da pek düşünmüyorum. Benim önerim yine toplum olarak küçük hareketlerle değişim başlatılması.
birini görünce güler yüz gösterip, selam vermeyi deneyin. Güne böyle başlayın, karşı tarafı şaşırtın. İnanın bana en büyük teknoloji ve zenginliğe sahip olmak, trafikte yol vermediniz diye birinin size sopa, bıçak veya ateşli bir silah çıkarmasından iyi değildir..
Bir diğer bahsedilmesi gereken konu ahlak veya ‘’sızlık’’, ahlaksızlık.
Ucu topluma dayanan her türlü problemi, ahlaksızlık ile açıklayabilirim. Kendime güveniyorum. Hemen örnek vereyim;
– Her şey çok pahalı
Evet çünkü bu pahalılıkta ticaret insanlarının, daha iyisini yapmak yerine iyi mallara vergilendirme getirilmesini diretmelerinin büyük payı var. Bu bir ahlaksızlıktır.
– Evler çok pahalı
Evet, çünkü mültecilerin gelmesiyle birlikte insanlarımız ev kira ve bedellerini arttırdılar. Ya da zamanında inşaat sektörünün ilerlediğini gören arsa sahipleri arsa fiyatlarını göklere çekti diyebiliriz. Bu da bir ahlaksızlıktır. Devlet kota koymadı diyenler mi var? Onu da cevaplayayım; yasaklar yeni yanlışları yaratırlar, sorunu ortadan kaldırmak eğitimle yapılabilir.
– Bu ilaç bana iyi gelmiyor
Evet çünkü bu ilacı yazan doktor, sizinle birlikte binlerce kişiye aynı ilacı yazdı. Çünkü anlaşması var. Maalesef kişisel ilaç verilmesini başarabilecek vizyon ve eğitime sahip değil.
– Vergiler çoğaldı
Asgari ücret ile çalışan vatandaş için öyle. Ama zamanında devletin varlıklarını çeşitli entrikalarla ceplerine dolduranlar için öyle değil. Onlar kendilerini çok iyi biliyorlar, ağlayan sektörlere bakın anlarsınız zaten.
Şeklinde örnekleri çoğaltabilirim. Alanımla alakalı olduğu için genelde para ile alakalı örnekler verdim. Problemi öğrenirsem ona da ahlaki boyut ile cevaplandırma yapabilirim. Gün içerisinde duyabilme olasılığımızın yüksek olduğu yakınmalardan yola çıktım.
Bizim mutsuzluğumuz ahlaki değerlerimizle doğru orantılıdır. Aslında toplumsal olarak en büyük problem ahlak seviyesi diye düşünüyorum ben. Ahlak, yapı taşıdır. O yoksa geri kalan gövdenin sağlam durabileceğini sanmıyorum. Çünkü ahlak yanında güveni getirir. Güven yoksa ne içten dışa, ne dıştan içe bir düzelme bekleyemeyiz.
Umarım 2020 ahlaki seviyenin yükseklere, mutsuz yüzlerin kayıplara karıştığı bir yıl olur.

Sözlerimi noktalamadan önce, 2019 yılında kurduğum bu sitenin benim için olan önemini sizlerle paylaşmak istiyorum. Ben bir şeylerin değişmesi gerektiğine inanan biriyim. Değiştirmem gerektiği demedim, değişmesi gerektiği dedim. Bu sitenin tek amacı insanlara fayda sağlayabilmektir. Benim de öyle. Hayatım boyunca kendimi eleştirdim. Hala öyle yapıyorum, daima da yapacağım. Çünkü ilerlemenin temelince bu yatıyor. Kendimi eleştirmezsem nasıl doğruyu görebilirim. Bazen bana taraf tuttuğumu söylüyorlar. Beni tanıyanlar iyi bilir, bir taraf maalesef ki tutamıyorum. Tuttuğum takımın bile yenilmesini istiyorum bazen hatalarını görebilsin diye. Ülkemi her şeyden üstün tutuyorum. Bu bayrak altında yaşayan herkesin; mutlu ve huzurlu olması benim en büyük dileğimdir. Ama yanlışı söylemezsem bunu nasıl sağlayabilirim. Devletçiyimdir. Ne olursa olsun devlet büyüklerine hakaret ve yersiz eleştiri yapmam, ben sadece bildiğim kadarıyla doğruyu ve yanlışı söylerim. Bilmediğimi de açıkça belirtirim, belki öğrenirim umuduyla. Bu yazıyı yazarken olumsuz konuştum hep, dediğim gibi ben kendimi eleştiri ile besledim çünkü. Bundan sonra da doğruyu ve yanlışı söylemekten vazgeçmeyeceğim. Elimden geldiğinde, hatayı da, problemi de, eksiği de söyleyecek ve düzeltmenin yollarını arayacağım.
Benim niyetim çok biliyor unvanı almak değil, ilham vermek. Akıllarda yer edinmek. Bugün bu yazıyı okuduktan sonra, fişinizi prizden çekerken beni değil, paylaştığım o bilgiyi hatırlayın istiyorum. Ya da sabah tanımadığınız birine güler yüz ile selam verirken beni değil, bunu yapmanız gerektiğini hatırlayın. Bu benim için yeterli.
Hepinize yürekten selamlıyorum. 2020 Bizler için, Türkiye için ve Dünya için çok güzel bir yıl olsun. En içten sevgilerimle…
Muhammed Yenice


Bana ilham verdiniz, teşekkürler.
BeğenBeğen
Keyifli okumalar 🙏🏻
BeğenBeğen